Facebook'ta Ana Sayfa

Bertrand Russell

Ünlü Türk bilim ve düşünce adamı Jeoloji profesörü Celal Şengör, entelektüel birikimi nedeniyle kendisi gibi olmak isteyen ve felsefeye başlamak için ne yapması gerektiğini soran genç bir öğrenciye şunları söylemiştir: "Her şeyden evvel okunması gereken eser olarak Bertrand Russell'ın "A History of Western Philosophy" (Batı Felsefesinin Tarihi) kitabını okumanızı tavsiye ediyorum". Ve bunun devamında tavsiye ettiği 10 kitaplık okuma listesinde ise Russell'ın bir kitabı daha bulunmaktadır. (İkinci kitabın adı "Why I am not a Christian?"- [Neden Hristiyan değilim] dir.)
Yani felsefe bilgisiyle ünlü bilim adamı (Şengör), filozof olmak isteyenlere Russell ile başlamayı tavsiye etmiştir. Kimdir Bertrand Russell?
18 Mayıs 1872'de Galler bölgesinin, Monmouthshire şehrinde dünyaya gelen bu kişi, aristokrat bir aileden gelmekteydi. "Earl of Russell" unvanının üçüncü sahibi olma hakkını, Kraliçe Viktoria tarafından iki kez başbakanlık görevi verilmiş büyükbabası Earl Russell'dan almıştı.
Ancak unvanları ile ilgili olmayan ve ailesinden almadığı çok önemli bir özelliği vardır Russell'ın. Tamamen kendi inanç sistemini, ya da daha doğru ifade etmek gerekirse, hiç bir dogmaya ve katı düşünceye saplanmamayı hedef edinen açık fikirli ve hoşgürülü bir düşünce sistemini geliştirmiştir. Hayatının çeşitli dönemlerinde kendini Liberal, sosyalist ve pasifist olarak nitelendirmiş olsa da hiç birine derinden bağlı olmadığını ifade etmiştir. Ona göre felsefi bir akım olan idealizm yanlıştır ve insanları gereksiz savaşlar ve acılara sürüklemektedir. Bu durumda doğru felsefi, bakış açısı, faydacı bir hümanizm olmalıdır.
Russell'ın matematikte, mantık alanına yaptığı katkılar çok önemlidir. Eski Yunan'dan aldığı Epimenides Paradoksu'nun çözümü ile ilgili yaptığı çalışma, Kümeler Teorisi'nde bir yenilik olan "Sınıf" kavramını getirmiştir. Ona göre kendine atıf yapan kümeler ayrı bir sınıftan kümelerdir, ve kendilerini içeremezler. Tarihçi, yazar, sosyal eleştirmen, politik aktivist, matematikçi ve filozof tanımlamalarının tamamını hak edecek eserleri, fikirleri, ve faaliyetleri olmuştur.
1. Dünya savaşına kesin bir şekilde karşı çıkmış, hatta bunun için hapse girmeyi bile göze almıştır. Ancak 2. Dünya savaşında Hitler faşizmine karşı savaş yürütülmesini, iki kötüden daha az kötüsü olduğu için, isteksizce de olsa destekleyecektir. Kapitalizm ve Faşizm'in her ikisinde de ortak olan, "düşüncelerin ve insan haklarının baskıya uğraması" nı asla kabul etmemiştir. Aristokrat ailesine rağmen, geniş kitlelerin acı çekmesi pahasına mutlu bir azınlığın rahat bir yaşantı sürmesini doğru bulmamaktadır. Evlilik ve kadın hakları, hatta diğer sosyal ve sınıfsal haklar konusunda özgürlük ve eşitlikten yanadır. Eşinden ayrıldıktan sonra çiftlerin serbest olduğu açık bir evlilik denemesi yapmış ancak bu evlilik yürümemiştir. Dora Black adındaki bu ilişkisinden Kate ve John adlarında iki çocuğu olacaktır.
John, 1987'de ölümüne kadar babasının ünvanını "IV. Earl of Russell" olarak sürdürmüştür. Daha sonra bu ünvan Russell'ın üçüncü eşi Patricia'dan olan Conrad Russell'a, ondan da torunu Nicholas'a ve onun da ölümünden sonra diğer diğer torunu şimdiki 7. "Earl of Russell" oan Sir Francis Russell'a geçmiştir.
Patricia Russell, eşinin ünlü "Batı Felsefesinin Tarihi" kitabını bitirmesine çok yardımcı olmuştur. Russell bu kitapta ılımlı bir sosyalist olduğunu belirtmekle birlikte Hegel ve Marx'ın metafiziğini saçmalık olarak nitelendirmiştir. Ona göre emperyalizmin komünist devrimle alaşağı edilmesi mümkün değildir. Ona göre, kitlelerin barışçı biçimde, eğitim ve aydınlanma sonucunda sosyal dönüşümlere uğraması, sosyalizme geçmenin tek yoluydu. Sovyetlerde Stalin'i uygulamalarına, Çekoslovakya'da yapılanlara kesin bir şekilde karşı çıkmıştır.
İkinci Dünya savaşı sonrasında bir çok alanda aktif faaliyetler göstermiş, savaş karşıtı, nükleer silahlanma karşıtı çalışmaların içinde yer almıştır. İsrail'in kurulmasını desteklemiş olsa da, 1961 de 6 gün savaşları sonunda İsrail'in işgal ettiği topraklardan çekilmesini talep eden aydınlar arasındadır. Birleşmiş milletlerin İsrail'i kınamasında da öncülük yapmıştır. Amerika'nın Vietnam savaşından çekilmesi de Russell'ın belki de sonucunu görmediği mücadelelerinden birinin hedefiydi.
1970'deki ölümüne kadar 60'tan fazla kitap, 2000'den fazla makale yazmıştır. 1950 yılında Nobel Edebiyat ödülü, kendisine, İnsanlık idealleri, düşünce özgürlüğü konularındaki çok çeşitli ve önemli yazıları karşılığında verilmiştir. Bu ödülü alırken yaptığı konuşma, hala etkileyici konuşma konusunda ders niteliğinde bir eser olarak kabul edilip, bu yönde kullanılmaktadır. "Hangi tutkular politik olarak önemlidir" başlıklı bu konuşmadan Russell'ın idealizme ve bunun insanlığı yanlış yönlendirmesine ne kadar karşı olduğunu gösteren bir alıntı yapalım:
"Asil duygularla bir araya gelmiş gibi görünen büyük kitleleri gördüğünüzde, yüzeyin altına bakmak ve bu duyguları tetikleyen şeyin ne olduğunu sormak gerekir. Psikolojik bir sorgulama yapmak, bunun altında gizli bir kitlesel nefret ve gücü ele geçirmek için saklı bir tutku olduğunu bize gösterecektir. Dolayısıyla bu durumdaki kitlelerin kurtuluşu ve genelde dünyayı mutlu etmek için gerekli olan şeyin zeka olduğunu söyleyebilirim. Ve sonuçta, bu iyimser bir düşüncedir, zira zeka, insanlarda rahatça bulunan ve bilinen eğitim yöntemleriyle desteklenebilecek bir şeydir."
Bertrand Russell 21. yüzyıldaki kitleleri görseydi, insanlığın zeka yoluyla kurtuluşu konusundaki görüşleri değişir miydi bilinmez ama muhtemelen iyimserliğinde azalma olurdu. Şu anda Dünyanın karşı karşıya bulunduğu sorunlar karşısında onun gibi zeki ve donanımlı insanların varlığına her zamankinden fazla ihtiyaç var, sizce de öyle değil mi?
18.09.2018 geronimo
1
Facebook'ta Ana Sayfa
daha iyi hizmet verebilmek için çerez (cookie) kullanıyoruz. detaylı bilgi için tıklayın