Facebook'ta Ana Sayfa

www.büyüksehirhaber.com

Büyüksehirhaber Gazetesi; Güncel, Politika, Spor, Magazin, Kültür ve Sanat, Dış Haberler ve diğer tüm kategorilerde güncel haber sunmak ve internet kullanıcısının habere ulaşmasını kolaylaştırmak için oluşturulmuş geniş kapsamlı bir haber portalıdır.
Tarafsız Habercilik: Sitemizde yayınlanan haberlere konu olan olaylara veya haberlerde adı geçen kişilere tam bir tarafsızlık içinde yaklaşmaktayız. Biz haberi okura ulaştıran “aracı” olarak, hiç bir haberin anlamını değiştirmemeyi ve hiç bir haberi manipüle etmemeyi ilke edinmiş bulunuyoruz
11.01.2019 BuyuksehirHaber
1

Fiziksel sabitler gerçekten sabit mi?

Evrende fiziksel yasalarda yer alan ve zamanın başlangıcından beri sabit olduğu düşünülen bazı değerler var. Örneğin ışığın boşluktaki hızı, yer çekimi sabiti gibi. Hatta yeni bir değişiklikle, ışık hızını, mesafe = hız * zaman şeklinde hesapladığımız formüldeki mesafe birimi olan metreyi çok küçük bir tanım değişikliği ile ışığın bir saniyede katettiği mesafenin 299 792 458 de biri olarak yeniden tanımladı bilim adamları.
Yani bu sabit değişse bile artık ölçemeyeceğiz zira, ölçmeye kalktığımız zaman, kullandığımız metre de değişeceği için ışık hızı sabit olarak kalacak. Ancak bu durum tüm fiziksel sabitler için geçerli değil. Elektromanyetik alanın iki kuvvetinin birbirine oranı olarak tanımlanan bir sabit var: "fine structure constant = ince yapı sabiti". Evrenin çok uzak köşelerinden Dünya'ya ulaşan kuvasar ışımaları üzerinde yaptıkları çalışmalarında, bir grup astrofizikçi ilginç bir durum tespit ettiklerini söylediler: Bu ışınlardaki magnezyum tayfının belli yörüngelerindeki elektron çiftlerinin aralarındaki enerji farkı olması gerekenden 100 000 de bir daha fazlaydı. Bu da ışığın Dünyaya ulaşması için gereken akıl almaz sürede de olsa temel sabitlerden olan "ince yapı sabiti" denen değerin değişmiş olabileceği anlamına geliyordu. Hemen ardından uzayın tam ters istikametinden de, ilki kadar kesin olmamakla birlikte, ters yönde bir değişim bildirildi. Bu da, sadece zamanla değişim söz konusu olmayıp, uzayın çeşitli bölgelerinde bu sabitin farklı değerler alabileceği anlamına geliyordu. Fakat bu hesaplamalar tekrarlandığında bu ihtimallerin ilk başta duyurulandan daha az olduğu ortaya çıktı. Yani yapılan hesaplardaki yanılma payı yüksekti ve mucizevi şekilde Evrenin en temel işleyiş kanununu bulmak adına henüz bir keşif yapılmamıştı. Evet bu sabitlerin neden şu anda aldıkları değerleri aldığını matematiksel olarak açıklayabilecek temel kanunların, eğer varsa bu tür evrensel sabit değerlerinin sapmalarını da açıklayabilmesi gerekmekte. Bu kez önemli bir keşif yapılmamış olsa da, çok önemli sorulara cevap aramaya devam ediyor bilim adamları. Bu uzayda bulunduğumuz bölgenin bizim türümüz için gerekli şartları sağlaması Evrende yaygın bir durum mu, yoksa bize özgü mü? örneğin uzayın geri kalanında hayatın hatta bildiğimiz anlamda kimyasal tepkimelerin var olması için en temel fiziksel sabitler seviyesinde gerekli şartların olmadığı köşeler de mi mevcut? Eğer böyleyse antropik prensip denen kurala göre evrenin rastgele bir köşesinde tesadüfen ortaya çıkmadık, bizim onu gözlemleyebilmemiz için evrenin bir yerinde şu anki şartların oluşmuş olması gerekliydi bu yüzden ne kadar zayıf ihtimal olursa olsun bir şekilde hayat piyangosunu kazanan bir Dünya var olacaktı ve bu satırların yazarı da bunu burada yazıya dökecekti. Aksi halde okuyucunun şu an yaptığı okuma eylemi gerçekleşemeyecekti. Felsefe ile Dini inanç konularının birbirine en çok yaklaştığı bu noktada, fiziksel sabitlerin ne kadar sabit olduğunu ve onların mevcut değerlerini neden ve nereden aldıklarını açıklamaktan henüz çok uzak olduğumuzu da belirtmek zorundayız tabi ki. Şunu da eklemeden geçmeyelim: Evreni tamamıyla açıklamak biz insanoğluna nasip olacaksa, saf bilimsel merakla yürütülen matematik ve astrofizik çalışmalarının devam etmesi, dünya hakimiyeti ve birbirini yok etme hırsının da sona ermesiyle olacak, aksi halde Hayali'nin dediği gibi "Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler" şiirindeki mahiler olarak gelip geçeceğiz bu kainattan...
10.01.2019 geronimo
1

Dünya 2.0

Geçenlerde sismolojik keşif çalışmaları için Insight adlı robotik araç gönderilen Mars gezegeni, Dünya'daki olası felaket senaryolarında insanların yaşamaya devam etmesi için hazırlanmaya karar verilmiş gibi bir izlenim var. Özellikle dev bütçelerle bu konuda araştırmalar yapan ABD ulusal uzay ve havacılık ajansı NASA'nın bildirileri ve paylaşımlarında bu konu önemli biçimde inceleniyor. Peki Mars Dünya 2.0 olmaya uygun mu? Mars'ın dünyanın 10 da 1'i kütleye sahip olduğunu yüzeyinde de Dünyadakinin %40'ı kadar çekim kuvvetine sahip olduğunu belirterek, şüphelerimizi sıralamaya başlayalım. Düşük çekim etkisinin süper güçlere sahip yaratıklar gibi hoplayıp zıplama imkanı vereceği konusu kimseyi heveslendirmesin, zira bu büyüklük farkı meselesi iki önemli soruna daha yol açıyor. Birincisi bu düşük çekimden dolayı, hangi çalışmalar yapılırsa yapılsın çok ince bir atmosfere sahip bu gezegenin, daha kalın ve alıştığımız basınca sahip bir atmosferi tutması hemen hemen imkansız gibi görünüyor. İkincisi ve daha önemli sorun da şu: yeterli büyüklükte olmadığından kalın bir manto tabakasına sahip olmayan gezegenin merkezinde bulunan demir çekirdeği, Dünyadan farklı olarak, çoktan katılaşmış durumda ve dış uzaydan ve Güneşten gelen kozmik radyoaktif ışınları tutabilecek manyetik koruma kalkanını oluşturma görevini yapamıyor. Tabi Insight gibi araçların tüm verileri detaylı olarak toplamasıyla bu konu daha iyi anlaşılmalı ancak şunu söyleyebiliriz, Dünya 2.0 olmaya daha uygun bir gezegen var ve bu gezegenin adı Venüs. Gerçi Venüs'ün cehennnemi sıcaklığı ile şu andaki sülfür ve metal buharlarından oluşan dolayısı ile çok daha ağır ve yüksek basınca sahip korkunç atmosferinin insan yaşamına uygun olmadığı ve bunu düzeltmek için çok fazla bir şey yapılamayacağı bir gerçek. Ancak bilim adamları, bu gezegenin dezavantaj gibi görünen yüksek basınç ve ağır atmosferini fırsata dönüştürme planları yapmaya başlamış bile. Venüs'ün bu ağır atmosferinin üzerinde yüzen yerleşim yerleri yapılması durumunda insanların yaşayabileceği hesaplanmış. Hatta geleceğin uzay kolonicileri, bu uzay şehirlerini yapmak için malzemeyi yanlarında götürmek zorunda bile değil. Organik malzemeler dışında her türlü metal ve gaz bileşenlere sahip Venüs'ün su buharına da sahip olduğu düşünülürse, un şeker ve yağın helva olmayı beklediği bir durum söz konusu. Ruslar ve Çinlilerin Venüs'e bir kaç başarılı sonda gönderdiğini de notlarımıza ekleyelim. Dünya 2.0 olma konusunda Venüs, son düzlükte açılıp ipi göğüsleyen yarışmacı olacak gibi görünüyor. Tabi Dünya'yı mahvetmesek te bu araştırmaları hobi olarak yine yapsak daha iyi ama derddimizi kime anlatacağız? Hala küresel iklim değişikliğine karşı tedbir alınması çabalarını bir tür sahtekarlık gibi görenler oldukça öyle ya da böyle Dünya 2.0 bir bilmsel başarı olmaktan çok bir ihtiyaç olacak muhtemelen.
08.01.2019 geronimo
1

Marmara Manşet Gazetesi

https://www.marmaramanset.com/


Gizlilik İlkesi
Marmara Manşet Gazetesi; Güncel, Politika, Spor, Magazin, Kültür ve Sanat, Dış Haberler ve diğer tüm kategorilerde güncel haber sunmak ve internet kullanıcısının habere ulaşmasını kolaylaştırmak için oluşturulmuş geniş kapsamlı bir haber portalıdır.
Tarafsız Habercilik: Sitemizde yayınlanan haberlere konu olan olaylara veya haberlerde adı geçen kişilere tam bir tarafsızlık içinde yaklaşmaktayız. Biz haberi okura ulaştıran “aracı” olarak, hiç bir haberin anlamını değiştirmemeyi ve hiç bir haberi manipüle etmemeyi ilke edinmiş bulunuyoruz
29.12.2018 marmaramanset

Bazı sinsi ve bıktırıcı kişilik özellikleri

Hepimizin çevresinde sevdiği, değer verdiği, bu sebeple ilişkisini sürdürmek istediği, öte yandan da bıktırıcı davranışlardan ötürü ilişkiyi sürdüremediği bazı insanlar vardır. Bıktırıcı davranışları, çoğunlukla da sinsi oldukları için teşhis etmek ve durumun ayırdına varmak da çok zordur. Bu sebeple bu ilişkiler çok yorucu ve üzücü olurlar.

Bu özelliklerden bazıları şunlar olabilir;


  1. Hayran olunmayı hakettiğini düşünme ve her gün bir önceki günden daha fazla hayran olunma beklentisi.
  2. Kendisinin, karşısındakinden daha özel bir insan olduğunu zannetme.
  3. Kendi zamanının, karşısındakinin zamanından daha değerli olduğunu zannetme.
  4. İmeceden ve dayanışmadan sistematik olarak kaçınma.
  5. Bir tek kendisinin problemleri olduğunu, başka insanların problemleri olmadığını, herkesin hayatını günlük gülistanlık yaşarken, kendisinin karşılaştığı sıradan günlük problemlerden ötürü kendisinin dünyanın en şanssız ve mağdur insanı olduğunu zannetme.
  6. Kendi kendine plan yapmak. Karşısındakiyle insan gibi iletişim kurmayı kendi özgürlüğünün ihlali zannetme.
  7. Esneklik göstermeme, kendi ajandasını dayatma, karşısındakinin kendisine uygun davranmak zorunda olduğunu zannetme, hayatını kendi dayattığı ajandaya uyan insanlarla yaşamaya indirgeme.

29.12.2018 Geni
2

https://eturizm.org

on zamanlarda gezginlerin çılgın projeleri ve eğlenceli gezi hikâyeleri insanın içindeki dünyayı gezme merakını açığa çıkarıyor. Her gün sosyal medya üzerinden yüzlerce gezgin dünyayı gezerken yaşadıkları zorlukları ve ilginç olayları aktarırken aynı zamanda bu gezileri nasıl yapabileceğiniz hakkında da ipuçlarını sunuyorlar. Sizi bilmem ama benim içimde hep dünyayı otostopla gezmek gibi çılgınca fikirlerim oldu. Ve bu konu üzerine uzun uzun araştırmalar bile yaptım. Ne dersiniz
28.12.2018 eturizmorg
2

Asus RT-N12 Geniş Bant Router / Menzil Arttırıcı deneyimim

Bizim evin mutfağının duvarı ya çok kalın, ya da içerisinden çok su borusu vs. mi geçiyordur nedir, bir tarafından öteki tarafına wi-fi sinyali ya çok zayıf geçiyor, ya da hiç geçmiyor. Ne yazık ki ev de biraz vagon misali, uzun ince. Daireye fiber optik kablosu da hava boşluğundan giriyor ve evin önceki sahipleri tarafından döşenmiş, ben de hiç uğraşıp da değiştirmeyi düşünmedim. Düşündüm taşındım, dedim ki ben bir Asus RT-N12 alayım, menzil arttırıcı olarak kullanayım. Sözde kullanıcı yorumları da fena değildi, haydi bakalım dedim.

Ya arkadaş sonunda kullandım kullanmasına da, kurulumu çok karışık. İki tane ethernet kablosu alıyorsun yok bir ucunu normal modeme bağlıyorsun, bir ucunu buna onu bilgisayara bağlıyorsun vs. en sonunda da girip uyduruk iki ayar yapıyorsun da çalışıyor. İnsan artık böyle garip gubalak aşırı karmaşık şeyler görmek istemiyor gerçekten.

Menzil arttırma işini böylece bir kere bağladıktan sonra ikinci bir sorunla karşılaştım. Benim telefon gidip modeme yakınken bu RT-N12'ye, ya da RT-N12'ye yakınken modeme bağlanıyor. Aradım taradım baktım bu cihaz menzil arttırırken bunu sanki farklı bir wi-fi ağıymış gibi başka bir isimle yayınlayabiliyor. Eh dedim bu güzelmiş, modeme yakınken modeme, bu cihaza yakınken bu cihaza bağlanmayı böyle garantilerim dedim. Yok arkadaş, bir türlü bu menzil arttırıcı Asus cihaza bağlanamıyorum, IP'sini de bulamıyorum, yok yok! En sonunda Asus'un bir "Asus ağ cihazları bulucusu" bir Android uygulaması varmış, onu indirdim, o bir şekilde buldu, bağlandım bu ayarı da yaptım.

Kör topal bir şekilde bunu da hallettikten sonra birkaç hafta mutlu mesut gittikten sonra menzil arttırıcı çalışmamaya başladı. Hatta o küçük, iğne deliği kadar yerden bastırıp bu cihazlar resetlenir ya, o bile olmamaya başladı. Zaten gıcık kapmıştım, bir de çalışmayı da bırakınca hepten delirdim. Belki garantiydi vs. kovalasam bir şey çıkardı da, özellikle yukarıda yazdıklarımdan ötürü uğraşmak istemedim.

Kimseye almasını önermem.
27.12.2018 dombili
2

Uppababy Cruz bebek arabası değerlendirmesi

Fazla okumak istemeden genel fikrimi öğrenmek isteyenler için: Uppababy Cruz kullanıyoruz, memnunuz. Ayrıntılar, aşağıda.

Öncelikle idaresi çok rahat. Tabiri caizse su gibi akıyor yolda giderken, tek elle bile manevra yapmak çok rahat. Arabayı tuttuğunuz yer gerçek deriden ve gerçekten kaliteli, herhangi bir kayma, kontrolü kaybetme gibi bir durumla karşılaşmadım, rahatça sağlam bir şekilde tutabiliyorsunuz.

İlk 6 ay kullandığınız bebek yatağı oldukça korunaklı ve konforlu. Bizim kız içerisinde çok rahat etti. Biz bebek yatağı ve koltuğu ile almıştık, bunları alınca ilgili aksesuarlar da doğrudan yanında geldi. Ben özellikle sinekliği çok sevdim, özellikle piknik vs. bol sinekli ortamlarda kafanız rahat ediyor. Ayrıca yatağın parçası olan "şapka" diyeceğim kısmının da içinde sineklik var, yani sıcak havalarda bile o kısmı gönül rahatlığıyla açıp bebeğinizi rahat ettirebilirsiniz. Güneş koruyucusu kısmı da ultraviyole filtreli, oldukça korunaklı. Bizim kız yaz bebeği olduğu için bu özelliği çok işimize yaradı.

Açıkçası arabayla seyahat ederken yatak kısmını her seferinde çıkarmak vs. biraz zor geliyor ama yapacak bir şey yok. Eğer uçak yolculuğu vs. yapacaksanız, yatağı güzelce katlayabiliyorsunuz, iyice inceliyor. Zaten arabayı ilk aldığınızda da katlı gelecek, ilk kurulumu nasıl yaptığınıza dikkat edin, sonra o şekilde katlayacaksınız. Çantası da var, taşıması çok zor değil (ama çantasına sap yapmamışlar neyin kafasıysa). Açıkçası puset katlandığında pek pratik bir manzara ortaya çıkmıyor, özel olarak tutabileceğiniz bir yeri yok, benim bu arabada tek sevmediğim şey o oldu. Uçak yolculuğu yaparken, tutacağının güzelim deri kısmını bir yere sürtmüşler yalnız, ona canım sıkıldı. O açılardan belki daha iyi, daha korunaklı bir tasarım olabilirdi. Önlem olarak dönüşü uçuşunda ben o kısmı kalın plastik bir torbayı kesip sardım. Biraz işporta bir görüntü oldu ama o arabaya o kadar para verdikten sonra da kolayca haşat olmasına izin veremem.

Bebek yatağı varken alt kısmı istediğiniz kadar rahat kullanımıyorsunuz. Bununla birlikte, bizim kızın koltuğa geçmesiyle beraber, alttaki file sepet bildiğin pazar arabası görevi yapmaya başladı. Koltuk normal pozisyondayken rahatça erişebiliyorsunuz ve geniş. Koltuğun dört beş kadar farklı yatıklıkta sabitlenmesi mümkün, bebeğinizin keyfine göre ayarlayabilirsiniz. Koltuğun da güzel bir muhafazası var, onun da ayrıca ultraviyole kalkanı var, oldukça korunaklı. Koltuğu hem öne hem arkaya bakacak şekilde ayarlayabiliyorsunuz, hem de tık tık, çok rahat çıkarılıp değiştiriliyor.

Koltuk modunda bebeğin önünde güzel bir bar var, bu da yine deri kaplı. Hem iki taraftan da barı boşa alabiliyorsunuz, oturturken, çıkarırken büyük rahatlık. Arabayı koltukla katlayabiliyorsunuz, ama bu ancak koltuk öne bakarken mümkün. Bizim çocuk hala arkaya yani bize baktığı için arabayı katlayıp bagaja koyarken minik bir tören oluyor, koltuğu çevir katla vs. Koltuğun önünde ayakların konabileceği, pozisyonu ayarlanabilir bir kısım var. Onun da değişik ayarları olması hoşuma gidiyor.

Soğuk havalarda ne yapalım ne edelim diye düşündük, birkaç evrensel tulum baktık ama en sonunda gidip yine kendi orjinal tulumunu aldık. Açıkçası yaşadığınız şehre göre iyi düşünmenizde yarar var. Eğer sıcakça bir güney şehrindeyseniz belki fazla gelir, ama bana kalırsa İstanbul, Ankara, hatta İzmir için bile kararında bir kalınlıkta, biz beğendik.

Çocuğunuzun boyuna göre emniyet kemerini ayarlarken bana kafayı kırdırtan bir noktayı yazayım: Arkadaki her deliğin içinden ayrı bir tutacak çıkıyor, kafanız karışırsa internetten videolara bakın. Ama takması çok rahat, ihtiyaç duyduğunuzda ne dediğimi anlayacaksınız.

Fiyatı biraz tuzlu da olsa, bence çocuklarımız da konforu hak ediyor. Bu arabayla kaç km. yol yürümek zorunda kalacağınızı düşününce, ittiğinizde bu kadar rahat kayan pek model bulamayacağınızı düşünüyorum. Bence Uppababy Cruz denenmeyi hak ediyor.
26.12.2018 dombili
1 1

Ekrem İmamoğlu

1970 Trabzon doğumlu, Cumhuriyet Halk Partisi üyesi, Türk siyasetçi.

Evli ve 3 çocuk babası Ekrem İmamoğlu, Trabzon Lisesi'nde orta öğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nde lisans eğitimi, aynı üniversitede İnsan Kaynakları ve Yönetimi bilim dalında yüksek lisans eğitimi aldı.

1991'de Beylikdüzü'ne yerleşen İmamoğlu, 1992'de inşaat ve taahhüt işleri yapan aile şirketinde çalışmaya başladı, bu şirkette yönetim kurulu başkanlığı yaptı.

Son derece aktif bir sosyal yaşamı bulunan Ekrem İmamoğlu, okul yıllarında amatör futbol oynamış olmanın da verdiği tecrübeyle Trabzonspor Futbol Kulübü, Trabzonspor Basketbol Takımı ve Beylikdüzüspor'da yöneticilik yaptı.

Siyaset dünyasının da içinde bulunan Ekrem İmamoğlu, 2009'da Cumhuriyet Halk Partisi Beylikdüzü İlçe Başkanı oldu. CHP adayı olarak katıldığı 30 Mart 2014 Yerel Seçimlerinde, en yakın rakibi Akparti adayı Yusuf Uzun'un %39.6 oy oranına karşılık aldığı %50.8 oy oranıyla Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildi. Burada gösterdiği başarı, Eylül 2017'de Kadir Topbaş tarafından istifa yoluyla boşaltılan İstanbul Büyükşehir Başkanlığı'na CHP adayı olarak gösterilmesine yol açtı. (Belediye başkanının il genel meclisinde yapılan oylama ile seçildiği bu seçimde, çoğunluktaki Akparti grubunun adayı Mevlüt Uysal belediye başkanı seçildi). 18 Aralık 2018 günü yapılan Cumhuriyet Halk Partisi parti meclisi toplantısında oy çokluğuyla alınan kararla, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin İstanbul Büyükşehir Başkan Adayı oldu.

Beylikdüzü’nün sosyal ve kültürel hayatında etkin rol oynayan Ekrem İmamoğlu, aralarında Beylikdüzü Atatürkçü Düşünce Derneği, Beylikdüzü Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği de bulunan bir çok sivil toplum kuruluşuna üyedir.
19.12.2018 Geni
2

Fast Food'un geleceği

Fast food ile obezite arasındaki ilişki ilk konuşulmaya başladığında obezitenin zengin hastalığı olduğu düşünülüyordu. Şu anda bilinmektedir ki, obezite ABD'de ve tüm dünyada en fakirler arasında yaygındır. Bunun sebebi McDonald ve benzeri fast food restoranlarında ucuza servis edilen, şeker ve tuz yüklü besinlerdeki hızlı kalorilerdir. Fakir insanlar, gıdalarını bu restoranlardan evinde on katı maliyetle üretebileceği ürünleri tüketerek sağlamakta, bunu da genellikle düzensiz biçimde yaptıklarından obezite hastalığına yakalanmaktadırlar.
Peki sağlığını düşünen ve bu restoranlara rağbet etmeyen insanlar ne yapmakta? Eğer 21. yüzyılda ve üstelik büyük bir şehirde yaşıyorsa, fazla bir seçenek yokmuş gibi görünse de bu insanlar için yeni bir akım doğmuş ve güçlenmekte. "Hızlı taze" denen bu yeni restoran türü oldukça fazla rağbet görmeye başlamış durumda. Bunu özellikle yeni oluşmaya başlamış yeni bir şehirli sınıfta görüyoruz; şeker ve yağ yüklü besinler yerine geleneksel yemekleri tercih eden ancak şehir hayatının temposunda uzun saatleri evde ya da kaliteli yemek üretilen restoranlarda yiyemeyen bu "Yeni Şehirli" sınıf "Hızlı Taze" konseptinin müşteri kitlesinş oluşturmakta. Bu restoranlar ve hatta restoran zincirleri, gerekli malzemelerin ucuza ve güvenilir kalitede temin edilebildiği sürdürülebilir bir tedarik zinciri kurabildikleri, ki bunu başarabilen yeni restoranlar gün geçtikçe artıyor, fast food'ların 10 dakikada bir öğün hızını yakalayıp, en azından şeker ve tuz oranı düşük, vitamin ve mineral içeriği düzgün yemekleri, fast foodlardaki, et, tad ve görünümünde olup içerik konusunda oldukça şüpheli olan "burger"ler yerine geleneksel burgerleri, salatalar, tatlı ve ev yemeklerini üretiyorlar, üstelik bunu eski fast food fiyat seviyesinde olmasa bile ona yakın bir fiyata müşterilerine sunabiliyorlar.
Bu konseptin fast food'un geleceğini belirleyeceğini söylebiliriz, zira 90'lardan bu yana buna benzer bir konseptin doğmakta olduğu ABD'de artan hızlı Meksika restoranlarının yatırımcı profiline baktığımızda McDonald ve benzeri restoran zincirlerini görüyoruz. Yani dev fast food'lar bir anlamda kendileri için yaklaşan rekabet tehlikesini önleyemeyeceklerini bildiklerinden bunlara yatırım yapmış durumdalar. Tabi ki ABD'de bu strateji ile pazarı ellerinde tutmayı başarabilirler ama ülkemizde ve Avrupa'da, özellikle geleneksel yemeklerin güçlü olduğu yerlerde gelecekte obeziteye yol açan yemekleri satan bu ucuz fast food'ların yerine "hızlı taze" içeriğin geçeceğini, bir anlamda yeni konseptin tamamen fast food'un yerini alacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok.
Yerelde bu yemekleri taze malzemelerden hızlı ve ucuza mal eden restoranlar, tedarik zincirlerindeki otomasyon iyileştikçe, giderek 21. yüzyılda şehir toplumunun ihtiyacını sağlıklı ve kaliteli biçimde karşılamakta daha başarılı olacak, belki de devletlerin halk sağlığı ve gıda güvenliği alanlarına el atmasıyla, ki şu anda da bu alanlar devletin sorumluluğunda ancak ne hikmetse pek fazla bu konulara eğilmiyorlar, kabul edilebilir tek seçenek haline gelecek. O zaman geldiğinde, fast food dediğimizde, yeni nesiller "Hızlı taze" konseptini anlayacak ve obezite tehlikesinden ve dev fast food'larda yenen aşırı yağ, şeker ve tuz dolu yiyeceklerden bahsettiğimizde tarihte kalmış dehşet günlerini anlatıyor olacağız. Tabi bunu anlatacak kadar şanslı olanlar bunu bugünkü fast food'lardan uzak durmalarına borçlu olacaklar. Diğerleri için vakit çok geç olacak muhtemelen.
16.12.2018 geronimo
1

Entropi

Hayatımızda bazı şeylerin gittikçe karmaşıklaştığı, düzensizleştiğini fark etmişsinizdir. Bir kaç gün toplanmayan odanın nasıl dağınıklık içinde kaldığını bilirsiniz. Giysiler oradan oraya savrulmuş, çoraplar herhangi bir yerden çıkabilir, gömlek, kirli sepeti yerine sandalye üzerindedir. Hatta biraz daha pasaklıysanız, halıya içecek dökülmüş, yiyecek kırıntıları ortalıkta kalmıştır. Halbuki her çorabın, gömleğin, pijamanın ve çamaşırın, çekmece ve dolaplarda yeri vardır. Anne, eş, yardımcı kişi topluyorsa, uğraşır durur, her seferinde söylenir, şunları yerine koy diye.

"Bilim adamları işte bu dağınıklığı da ölçebiliyorlar" desek inanmazsınız herhalde, ama bu gerçektir. Aslında, odada var olan eşyaların ve cisimlerin düzenli ya da düzensiz olduğu durumla, fizikte, kimyada, hatta biyolojide maddenin bileşenlerinin düzenli ya da düzensiz olduğu durum arasında bir fark yoktur. Yani odadaki durum, laboratuvarda deney kabındaki durumun özel bir halidir ve ölçülebilir diyebiliriz. Bu ölçüye Entropi denir. Bir sistemin entropisi, o sistemin bütün bileşenlerinin konum ve hareketlerini tam bir şekilde belirtebilecek bilgi miktarıdır. Tam olarak tanımı verebilmek için Omega ve Boltzman Sabiti denen sayıları da bilmek gerekir ancak bunları da izah etmek istediğimizde çoraplar ve giysiler anolojisi bir yere kadar işimize yarar. çorapların alabileceği eşit olasıklı durumların sayısının (ki bu sayı çok büyük olabilir inanın) doğal logaritmasını alın, bunu Boltzman sabiti ile çarpın, bulduğunuz değer odanın entropisidir. Şimdi düzenli bir odada çorapların durumları gayet sınırlı olduğunudan (dolabın alttan ikinci çekmecesinde yanyana olmalılar, olsa olsa sıraları değişebilir) entropisi düşüktür. Buna göre karşılaştırmalı olarak verirsek, cam bardağın entropisi düşüktür, kırılırsa entropi yükselir. Suyun entropisi yüksek, buzun düşüktür. (buzdaki bileşenler gayet düzgün bir şekilde kristal yapısındadırlar.) İdeal gazda entropi Avogadro sayısı ile orantılıdır. Sıcak gazın / sıvının / metalin entropisi yüksek, soğuğunki düşüktür.

Şimdi termodinamiğin ikinci kanunundan da bahsetmekte yarar var. Zaman ilerlediğinde evrendeki toplam entropi mutlaka artar. Bu o kadar önemli bir kanundur ki, enerjinin korunumu kanununun çok küçük ölçekte ihlal edilebilmesine karşılık, termodinamiğin ikinci kanununu ihlal etmek mümkün olmamıştır. Yani bir örnek vermek gerekirse cam bardağın zaman içerisinde kırılması mümkündür, ama kırılan bardağın cam bardağa dönüşmesi imkansıza yakın zorluktadır; teorik olarak tüm parçaları ince ince toplasanız bile en azından cam parçalarını toplamak için kullanacağınız enerji ve bu sırada oluşturduğunuz toplam düzensizlik, cam bardağın geri kazandığı düzenlilikten çok fazladır.

Burada çok önemli bir bilgi vermek gerekir, evrende entropinin artışı ile zamanın geri çevrilemezliği de aynı anlama gelir. Ancak bunun yerel olarak mümkün olmadığı söylenemez, yani bir sistemin entropisi azalabilir, ancak bunun için sistemin dışında bir yerlerde entropiyi daha fazla artıracak bir enerji kullanımı gerekir. Yani ne yaparsanız yapın evrenin toplam entropisi bir şekilde artar. Lokal entropi azalmasına bir örnek vermek gerekirse buzdolabının soğutucu devresi tam olarak bunu yapar; Dolabın içindeki suyu buza dönüştürürken azalttığımız entropiyle, dışındaki hava moleküllerini arkasındaki ızgara yoluyla ısıtırken artırdığımız entropiyi karşılaştırdığımızda iki şey söyleyebiliriz;
İlk olarak dışarıdaki entropi artışı her zaman içerideki azalmadan fazladır. İkincisi, bunlar (içerideki azalma / dışarıdaki artış) birbirine ne kadar yakınsa dolabın devresi o kadar verimlidir.

Zamanı geri çevirmek mümkün değildir, ama bunu yapmaya çalışan fedakar insanlara minnetimizi belli etmeliyiz.

Şimdi ertesi gün odanızı toplu biçimde bulduğunuzda eşiniz, anneniz yardımcı kişinin odanızı toplamak için ne kadar uğraştığını düşünüp onlara teşekkürlerinizi belirtirken kendilerine söyleyebileceğiniz bir ifadeyi burada belirtelim;
"Teşekkür ederim ..... Dünyanın en yetenekli kişisi sensin, benim için bu odada zamanı tersine çevirmişsin!"
04.12.2018 geronimo
1

Yabancılara Türk Vatandaşlığı

Telefonuma gelen bir mesaj...
Yabancılara Türk Vatandaşlığı;
Türk Vatandaşı olmak için 250.000 $ bir gayrimenkul edinilirse,
500.000,- $ bankalarda üç yıl tutarsa,
50 kişi çalıştıracağı garanti eden işletmeler.

Bu arkadaşlara Tük vatandaşlığı çok kolay!!!

Bunlar parası olanlar,parası olmayan yabancılara yazıl değil mi...Yazık
ama çözüm var;

*Bir Türk ailesine evlatlık olacaklar
*Göçmen olacaklar (toplu halde gelenler kabul ediyorlar ona göre)
*Bilim adamı, Sanatçı, Sporcu, olacaklar (Eğitimimiz müthiş, Bizim çocuklar sınava girmekten spora, sanata zaman ayıramadıkları için sporcu/sanatçı/bilim adamı ithal ediyoruz vatandaş olarak.)
*Türk kızı veya Türk erkeği bulacaklar 3 yıl evlilik yeter...
*Türk vatandaşı iken çıkmış sonra geri dönmek isteyen ve bunların çocukları.
*Vatandaşlığa alınması zaruri görülen yabancılar. (kim bunlar ben bilemedim.)
*Sanayi işletmesi kurucuları ülkemin kaynaklarını sonuna kadar kullanacak yabancılar.

Dahası var mı...


03.12.2018 Demo
2

Enerji Çalışmaları

Doğduğumuz andan itibaren ailemiz ve yaşadığımız çevreyle belli kalıplarda yaşamayı öğreniriz. Din de bunlardan biri. Okumadan, aslının araştırılmadan, insanların keyfe keder uydurdukları şeyleri bile çoğu zaman bize günah olarak empoze ederler.
Ben de bu şekilde büyüyün insanlardan biriyim. Dinimiz İslam.
20 li yaşlarda İncil in ne yazdığını merak ettiğim için sipariş verdim. Kargo şirketi iş yerime getireceğine ev adresime götürmüş, teslim etmiş. Annem şok. Evde bir cenaze havası. İncil alınmış yakılmış. Annemin tansiyonları fırlamış. Sen Hristiyan mı olacaksın diyor bana :)
Nasıl korkularla büyütüldüyseler artık. Yani her şey günah, ayıp.
Ben çocukluğumdan bu yana hep sorgulayan biri oldum. Neden ? sorusunu sık sık sorarım. Araştırmadan, okumadan, görmeden hiçbir şeye inanmam.
Enerji çalışmalarına olan ilgim 30lu yaşların başlarında başladı bende. Bir çok insanı takip edip yazılarını okudum. Videolar izledim. Kitaplar okudum. Yine de inanmadım. Çünkü bilinç altımda, yetişme tarzımda var olan belli kalıplar vardı ve benim için bunlar tamamen insanları oyalayan saçma şeylerdi. Genel yapı itibariyle tabiyki çevresel faktörlerimizi unutmayalım gergin ve biraz da agrasif yapıda bir insanım.(insandım) Bu yüzden de migrenim, boyun ve sırt ağrılarım yıllardır benimle birlikte hayatımın içindedir. Hatta öyle şiddetli hale gelmiş bir migrenim var ki geçici körlük adı verilen durumu da sık sık yaşarım. (yaşardım )
1 yıl kadar bıkmadan takip ettiğim bu işlerde eğitmen olduğunu iddia eden bir kadının meditasyon çalışmasına gitmeye karar verdim. Deneyimleyip işte bak saçma sapan bir şey diyebilmekti amacım.
O gün yapılan çalışma, konuşmalar hoşuma gitti. İnandım mı olup bitene tabiyki hayır. Ama değişiklik yeni insanlar tanımak iyi geldi. Bir daha deneyebilirim dedim. Sonra bir daha. Sonra bir daha. Aradan 2-3 ay geçti ve ben hiç aksatmadan bu çalışmalara katılmaya devam ettim.
Bir gün bir arkadaşım iş yerime geldi. Sırt ağrılarım ve boyun ağrım için doktora gidip gitmediğimi sordu. O gün fark ettim. Ben o çalışmalara başladıktan sonra hiç bir şekilde sırt ağrısı, boyun ağrısı ve migren ağrısı yaşamamıştım.
Enerji çalışmalarında çeşitli eğitimler var. Bunlardan bir kaçını da aldım. Hatta bir tanesinde şu an master ım . Yani hocası oldum :) Enerji çalışmaları sadece enerjinizi yükseltmiyor, arkadaş çevrenizi, hayata bakış açınızı tamamen değiştiriyor. Hayata karşı olan korkularınızı yok ediyor. Daha sakin, daha akışta, daha An da olmayı öğretiyor. Pembe gözlük alıp takmıyorlar gözünüze. Alın hayat toz pembe, her şey mükemmel, her şey olağan üstü güzel olacak kimse demiyor. Sadece farkındalığınız artıyor. Tabiyki arada güzel süprizleri de hayatınıza çekebiliyorsunuz ;)
* Reiki
* Kundalini reiki
* Regrasyon Eğitimi
* Aile dizilimi
Birçok enerji çalışması var. Bence araştırmadan, bilmeden, deneyimlemeden ön yargılı olmamak lazım.
01.12.2018 Aeden
2

Okların kırılganlığı

Bir zamanlar, bir yerlerde, yaşlı eşiyle mutluluk ve huzur içinde yaşayan yaşlı ve bilge bir adam varmış. Yaşlı ve bilge adamın dört oğlu varmış. Bir gün, oğullarına, ömürlerinin sonuna kadar onlara ışık tutacak, torunlarına da aktarabilecekleri bir ders vermek istemiş. Her birisi çok başarılı okçu olan oğullarının hepsini yanına çağırmış.

Önce her birisinden aldığı birer adet oku kendilerine iade edip kırmalarını istemiş. Sonra bir tane daha, bir tane daha. Çocuklar okları rahatlıkla kırıyorlarmış.

Okların birer birer rahatlıkla, kolayca kırıldığı anlaşılınca, yaşlı ve bilge adam, çocuklarının verdikleri okları üçer üçer vermelerini istemiş. Üçer üçer aldığı okları, üçerli gruplar halinde birleştirip, oğullarına iade etmeye ve kırmalarını istemeye devam etmiş. Çocuklar, biraz zorlanmışlar, ama yine de okları kırmayı başarmışlar.

Sonunda öykümüzün babası, okları beşer beşer istemiş, beşer beşer birleştirmiş ve oğullarının kırmalarını istemiş. Her birisi çok seçkin okçu olan, güçlü, kuvvetli genç adamlar bu kez okları kıramamışlar.

Ve yaşlı ve bilge adam çocuklarına şöyle demiş;
"Evlatlarım, hayat böyledir. Tek tek davranırsanız, hayattaki güçlükler sizi kolayca alt eder, güçlüklerle baş edemez, yenilirsiniz. Ama birlik olursanız, hiç bir güçlük, hiç bir düşman, size zarar veremez, her türlü güçlüğe başarıyla göğüs gerersiniz ve def edersiniz."
01.12.2018 Geni
3

Dış Güçler

İçeride değil dışarıda olduğu iddia edilen güç sahipleridir. Bu sözü en çok Cumhurbaşkanımız, devlet yönetiminde söz sahibi kişiler ve AKP mensuplarından duyuyorum. Lakin kimi veya neyi işaret ettiklerini anlamakta biraz zorluk çekiyorum.

Önce içerinin neresi olduğunu anlamamız lazım ki böylece dışarıyı tanımlayabilelim. Çok derine iner ve kişinin kendini baz alırsak kendi haricindeki herkes dış güç oluyor. Ancak bu sözü çokça duyduğum kişileri düşünürsek, konuyu devlet bazında ele aldıklarını ve kast ettiklerinin yabancı devletler olduğunu zannediyorum. Örneğin Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa ve belki birazcık da Rusya.

İyi de niye böyle yuvarlak ve sisli bir ifade kullanılıyor, neden açıkça "Amerika'nın oyunlarıdır bunlar" denmiyor. Denirse "kadim dostumuz" Amerika ile aramız mı bozulur? Eğer Amerika kast ediliyorsa "Dış güçler" denildiğinde Amerika yönetimi kendilerinin kast edildiğini anlamıyor mı? Bu kadar mı mal bu Amerikalılar :)

Pek mümkün görünmeyen ancak beyin fırtınası olması adına iki tahmin daha eklemeliyim. Bunlardan ilki işaret edilenin dünya dışı canlılar yani uzaylılar olması. İkincisi, dindar bir grup bu ifadeyi kullandığı için metafizik alemdeki varlıkları olabileceğidir.

Devlet yönetimindekilerin aklına gelmeyen bir kullanımı tarzı daha olabileceğini eklemek isterim. Şöyle ki ortaya hayali bir düşman ya da düşmanlar çıkarıp, tüm başarısızlıklarımızı onların üzerine yıkabiliriz. "Sorun bizde veya yaptığımız işte değil, bizi çekemeyen hatta kıskanan dış güçlerde" diyebilriiz. Örneğin öğrenci iseniz ve karnenizde zayıf varsa, aileniz neden zayıf olduğunu sorduğunda "dış güçlerin oyunları babacım" diyebilirsiniz. Bir işi zamanında bitiremediğinizde patronunuza "dış güçler bizi kıskanıyor" diyebilirsiniz. Bence mükemmel bir hayali düşman, herkes bir tane sahip olmalı.

İyi ki varsın Dış Güçler
26.11.2018 huso
4

Kapitalizm

Aslında şöyle bir baktığımızda bütün düzeni para üzerine kurulu olan sistem.
19.11.2018 ansyfatyfn
1
Facebook'ta Ana Sayfa
daha iyi hizmet verebilmek için çerez (cookie) kullanıyoruz. detaylı bilgi için tıklayın