Facebook'ta Ana Sayfa

Sorumluluk Nedir?


Mimar Sinan'ın şaheseri olan Şehzadebaşı Camii'nin 1990 yılında yapılan restorasyon çalışmasına katılan bir inşaat mühendisi anılarını paylaşıyor:
“Cami Bahçesini çevreleyen duvarlarda kapıları oluşturan kemer taşlarında korozyon vardı. Kemerin yenilenmesi restorasyon kapsamında planlanmıştı. Fakültede nasıl kemer kurulacağını teorik olarak öğrenmiştik, ancak taş kemer yapımı üzerine herhangi bir tecrübemiz yoktu. Kemerin nasıl restore edileceği konusunda uzmanlarla bir toplantı yaptık. Kemerin hemen altındaki tahta bir plakayı açmaya karar verdik. Sonra kemer parçalarını birer birer çıkaracak ve teknik notlar alacak ve bu notları kemeri yeniden inşa etmek ve eski haline getirmek için kullanacaktık. Önce kalıbı yaptık. Köşe taşından kaldırmaya başladık. Köşe taşını kaldırdığımızda, iki taş arasındaki silindirik deliğe yerleştirilmiş bir cam şişe bulunca şaşırdık.
Şişenin içinde bir yazılı bir kağıt vardı. Şişeyi açtık ve kağıda baktık, Osmanlıcaydı. Dil bilen bir uzman bulduk. Bu bir mektuptu ve Sinan tarafından yazılmıştı:
"Bu kemeri yapan taşların beklenen ömrü yaklaşık 400 yıl. O zamandan sonra, bu taşlar bozulmaya başlayacak ve kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük olasılıkla inşaat teknikleri o zamana kadar değişmiş olacak ve yeniden nasıl inşa edeceğinizi bilmeyeceksiniz. Bu kemeri nasıl yeniden inşa edeceğinizi açıklamak için bu mektubu size yazıyorum.”
Sinan, bu kemer için kullanılan taşları Anadolu’nun hangi bölgesinden getirdiklerini açıklayarak sözlerine devam ediyordu ve kemeri nasıl inşa ettiklerini ayrıntılı olarak açıklamıştı.
Bu mektup, bir insanın çalışmalarının sonsuza dek sürmesini sağlamak için ortaya attığı çabanın sıradışı bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, bir taşın hizmet ömrü, inşaat tekniklerinin zaman içinde değişeceği, 400 yıl sürecek bir kağıt ve mürekkebi kullanarak zamanın değişeceği gerçeği gibi, modern çağdaki insanlar tarafından bile ulaşılamayabilecek yüksek bir bilgi düzeyinden geliyor. Kuşkusuz, bu düzeydeki bilgi, büyük Mimar Sinan'ın en önemli özelliklerinden biridir. Fakat ulaşılamayacak olan bilgiden daha muhteşem olan şey, 400 yıl sonra bir çözüm üretme sorumluluğudur. Sorumluluk budur!
13.05.2019 geronimo
1

Sokrates'in Savunması

Plato'nun yani Türkçe adıyla Eflatun'un Eseridir. Orijinal adı “Apologia Socratus” olup, İngilizce çevirisi de Apology” olarak yapılmıştır, yani “Özür.” Socrates’in, devlet tarafından tanınan tanrıları tanımamak, yeni tanrılar icat etmek ve Atina’nın gençliğini yozlaştırmakla suçlandığı davada yaptığı konuşmanın metnidir. Ancak Sokrates'in konuşması, modern tanımla kesinlikle bir "özür" değildir. Kitabın adının “Apologia” olması, bu kelimenin, Yunanca savunma ya da savunma amacıyla yapılan bir konuşma anlamına gelmesinden kaynaklanıyor. Bu eserdeki diyalogda Sokrates, kendisini ve davranışını savunmaya çalışır - kesinlikle özür dilememektedir (zaten sonunda verilen talihsiz karar da bu yüzden gerçekleşecektir.)
Sokrates çok sade ve akıcı bir dille konuşur. Hukuk mahkemelerinde tecrübesi olmadığını ve alışkın olduğu şekilde konuşacağını açıklar: dürüstlük ve doğrulukla. Davranışlarının, Delphi'deki kahinler tarafından yapılmış olan ve kendisinin tüm insanların en bilgesi olduğunu söyleyen kehanetten kaynaklandığını açıklar. Dünyadaki çoğu meselede kendi cehaletini kabul eden Socrates, hiçbir şey bilmediğini bildiği için diğer insanlardan daha akıllı olabileceğini iddia eder. Bu tuhaf bilgeliği yaymak için Sokrates, sözde "bilge" insanları sorgulamanın ve sahte bilgeliği cehalet olarak ortaya koymanın, görevi olduğunu açıklar. Bu davranış ve söylemin, Atina gençliği arasında büyük hayranlık uyandırdığını, ama utandırdığı insanların da çok fazla nefret ve öfkesini üzerine çektiğini belirtir. Yargılanmasının da onların bu nefret ve öfkeleri sebebiyle olduğunu söyler.
Sokrates daha sonra jürinin önüne getirilmesinden sorumlu olan Meletus'u sorguya çeker. Bu, Platonik diyalogların çoğu için merkezi önemde olan “elenchus” yani çapraz sorgunun “Savunma”da kullanıldığı tek yerdir. Bununla birlikte, Meletus ile olan konuşması, bu yöntemin kötü bir örneğidir, zira gerçeği ortaya çıkarmaktan çok Meletus'u utandırmaya yöneliktir.
Savunmanın ünlü bir bölümünde, Socrates, kendisini Atina devletini temsil eden “tembel atı” acımasızca sokan bir “at sineğine” benzetir. Sokrates kendisi olmadan, devletin derin bir uykuya sürüklenebileceğini ve bu yüzden bazılarını “tahriş” etse de atı uyanık tutarak - üretken ve erdemli bir eylem gerçekleştirdiğini iddia eder.
Sokrates jüri tarafından az bir farkla suçlu bulunur ve bir ceza teklif etmesi istenir. Sokrates şaka olarak, hak ettiğini alırsa, devlete bu tür bir hizmetten dolayı, büyük bir ziyafetle onurlandırılması gerektiğini ileri sürer. Ciddi olması gerektiğinde ise cezaevini ve sürgününü reddeder, para cezası ödemeyi teklif eder. Jüri, önerisini reddettiğinde ve onu ölüme mahkum ettiğinde, Socrates bu kararı açıkça kabul eder, ancak tanrılar dışında kimsenin ölümden sonra ne olduğunu bilmediği ve bu yüzden kimsenin bilmediğinden korkmanın aptalca olduğunu söyler. Ayrıca, kendisine karşı oy veren jüri üyelerinin, onları dinlemek yerine, kendilerini eleştirenleri susturmakla, ona verdikleri zarardan çok daha fazlasını kendilerine verdikleri konusunda uyararak savunmasını tamamlar.
Socrates'in karısı ile arasında problemler olduğu, sürgüne gönderilme sırasında karısı ile birlikte gönderilmektense ölümü tercih ettiği de tarihte, mizahi bir anektod olarak geçmektedir. Buna bağlı olarak Socrates'in gençlere şunu öğütlediği bilinir: "Mutlaka evlenin, eşiniz iyi çıkarsa mutlu olursunuz, kötü çıkarsa da bilge bir filozof..."
Bir de tarihe not düşmek gerekirse, bugün, Socrates'i yargılayan beş yüz Atinalı'dan birinin bile ismi hatırlanmıyor; zaman onları yok etti. Bugün ne Anytus, ne de Meletus var; hem kendileri, hem isimleri tamamen yok oldu ama idama gönderdikleri Socrates'i, aradan geçen 2500 yıla rağmen bir defa bile susturamadılar. Hala ısrarla ve inatla savunmasına devam ediyor. Atina'da ona hayran gençlerden biri ve öğrencisi bize onun savunmasını ileterek felsefenin en ünlü isimlerinden biri ünlü Academia'yı kuran Plato oldu. Onun öğrencisi Aristotales ise Öğretmenlerin Öğretmeni olarak bilinir, mantığın ve tabiat bilimlerinde sınıflandırmanın öncüsüdür. 1000 yıl sonra bu filozoflar İslam bilim ve felsefesine aydınlık kattılar, İbni Sina'ya, İbni Rüşd'e ilham verdiler. İşte bu yıldızlarla dolu yolu açan kişi Socrates'tir. "Savunma"sı ise aslında cehalete, sahte bilgilere, dünyanın anlamsız didişmeleri, kıskançlıkları hırs ve kavgalarına bir "Saldırıdır"; bütün bunları yok edemese de hala bilgelik yolunda en güçlü ışıklardan biridir.
05.05.2019 geronimo
1

Mukaddime

Kelime anlamı olarak "giriş" ya da Arapça "takdim etme" alamına gelmektedir ancak tarih ve felsefe çevrelerinde Mukaddime dendiğinde, 14. yüzyılda İbni Haldun tarafından yazılmış 7 ciltilik bir eserin giriş bölümü akla gelir. Bu giriş bölümü o kadar ünlüdür ki, çoğu kişi 7 ciltlik bu kitaba orijinal adı olan "Kitabu'l İber" yerine Mukaddime demektedir. Bu eserin önemi, felsefe kavramlarının saf aklın düşünce yolu ile açıklanması anlamından uzaklaşılıp, ayakları yere basan Dünya tarihi ve coğrafyasına bağlanması ve insanın, düşünen hayvan tanımından çok daha ileri bir analizle sosyal ve siyasal toplum üyesi olarak tanımlanmasının ilk örneği olmasından kaynaklanır. Berberilerin, Arapların ve diğer milletlerin tarih ve coğrafyalarının incelendiği Kitabu'l İber'in birinci cildi, İbni Haldun tarafından ilk yazıldığında Kitabu'l Evvel olarak adlandırılmıştı. Ancak kendisi yaşarken olağanüstü ilgi gören bu bölümün Mukaddime diye anılmasını İbni Haldun'da benimsedi. Ön sözünde (buna da Mukaddimenin Mukaddimesi diyen yazarlar bulunmaktadır) İbni Haldun kitabını tanıtır ve tarih ilminin öneminden bahseder. Yöntem sorununu ele alır ve özellikle İslam tarihçilerinin hatalarını gösterip yöntemlerini eleştirir. Mukaddime'de yer alan, toplumların gelişme ve hareket biçimlerine dair değerlendirmeler 6 bölümden oluşur:
1. bölüm İklim ve beslenmenin insan tabiatı ve uygarlığı üzerine etkilerini, 2. bölüm göçebe ve yerleşik kültürlerin karşılaştırma ve iki kültür arasındaki çatışmaların sosyal sonuçlarını, 3. bölüm devletlerin doğuşu ve çöküşü ile saltanat ve hilafet koşulları ve kurallarını, 4. bölüm köy, kasaba hayatı ile imar faaliyetleri ve bunun İslam devletine etkilerini, 5. bölüm dönemin ana meslekleri, geçim kaynakları, sanat, tarım, üretim ve ticaret gibi ekonomik faaliyetleri, 6. bölüm ise bilimlerin sınıflandırılması ve eğitim konularını içerir.
Bu eser Arap dünyasını etkilemese de Osmanlı tarih anlayışını derin biçimde etkilemiştir. Naima ve Katip Çelebi gibi tarihçiler Osmalı devletinin yükselişi ve çöküşünü açıklarken çoğu kez onun bu eserindeki yöntem ve teorilerini izlemişlerdir. İbni Haldun 19. yüzyılda batılı tarihçiler tarafından keşfedilmiş ve eserleri büyük ilgi görmüştür.
Modern tarihçilik, siyasal bilimler ve sosyolojinin kurulmasında en önemli ve ilk eser hangisidir diye sorulsaydı, zamanlar ötesi bir eser olan Mukaddime dışında herhangi bir aday dahi gösterilemezdi. Son olarak bu eserden kısa ama çok önemli bir alıntıya yer verelim: "Coğrafya kaderinizdir!"
05.05.2019 geronimo
1

Gayrimenkul Hukuku

21. yüzyıl uzmanlaşma çağı olup hukukta da çeşitli uzmanlık alanları ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri de Gayrimenkul Hukukudur. Gayrimenkul hukuku gayrimenkulü illgilendiren hukuki meselelerin incelendiği hukuk dalıdır. Gayrimenkul hukukuna yönelik sorunlarda uzman gayrimenkul avukatlarından destek alınmalıdır. Zira mevzuatlar ve içtihatlar her geçen gün daha da yoğunlaşıyor olup bu alanlarda derinlemesine bilgi sahibi olunması gerekmektedir. Hele ki büyük meblağlı işlerin konu olduğu gayrimenkul hukuku alanında uzmanlaşmanın gerekliliği kaçınılmazdır. Gayrimenkul hukukuna ilişkin detaylı bilgi için https://www.gayrimenkulhukuk.com/blog/category/gayrimenkul-hukuku linkindeki yazıları okuyabilirsiniz.
03.05.2019 Hulusi
1

El Turco

Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfetmesinden sonraki yıllarda çok sayıda İspanyol keşif birliği, o zaman Doğu Hindistan olarak bildikleri bu kıtaya seferler düzenlemişlerdir. Bu seferlerden biri Coronado tarafından 1540-42 gerçekleştirilmiştir. Bu sefere damgasını vuran bir Amerikan yerlisine, İspanyol kaşifler, kafasındaki yeniçeri külahına benzeyen başlık nedeniyle bu ismi vermişlerdi: “El Turco.” Kendisi Pawnee bölgesinin Harahey ilindendi ve Pecos Pueblo bölgesinde İspanyolların elinde esir köle durumuna düşmüş olduğu bilinmektedir. Muhtemelen kendisini ve arkadaşlarını gördükleri kötü muameleden kurtarmak, özgürlüğüne ve doğduğu topraklara kavuşmak için Coronado ve çevresindekilere Quivira, Harahey ve Guaes denen alanda yerlilerin “achocis” dedikleri çok fazla altın olduğu konusunu bildirir. İspanyolların bu konuda heveslenmesi ve El Turco ile birlikte sefere çıkmaları uzun sürmez. Coronado ve ekibi, 1541 baharında Rio Grande (Büyük Irmak) kıyısındaki Tiguex’ten harekete geçerler yanlarında Ysopete adında bir Quivira yerlisi de bulunmaktadır. Uzun süre New Mexico ve Texas civarında sonuçsuz bir şekilde devam eden aramalardan sonra Coronado, El Turco’nun kendisini ve ordusunu bir şekilde kaybolmaları ve kırılmaları için oraya getirdiklerine ikna olur, Ysopete’yi kendine kılavuz alarak, El Turco’yu merkez üssüne yani odusunun ana gücünün bulunduğu yere geri gönderir. 42 gün daha Ysopete rehberliğinde kuzeye doğru ilerleyerek şimdiki Kansas olarak tabir edilen bölgede Quivira bölgesine varırlar. Ağustos sıcağına ve El Turco’nun da dahil olduğu kabilenin reisi Tatarrax ve 200 savaşçısının daha sonra peşlerine düşmesine ragmen 30 savaşçıdan oluşan İspanyol birliği bir şekilde barışçıl biçimde söz konusu kabileyle toplanır. Yerlilerde altın olmadığını anladıklarından hevesleri kırılmış olsa da reisle anlaşarak hayatlarını kurtarmayı başarırlar. Ancak kendilerini kandıran ve ölmeleri için o bölgeye süren El Turco o kadar şanslı olamayacaktır. Coronado’nun emirleri gereği boğularak öldürülür. El Turco’nun başlığının Türklerin kullandığına benzemesi ve bağlı kabile reisinin adının Tatarrax olması (Tatarla alakası var mı?) gerçekten Türklerle bir bağlantıları olup olmadığı sorusunu akla getirmekle beraber, bunun araştırılıp gerçeğin ortaya çıkarılması için artık çok geçtir, zira bu sefer ve izleyen yıllarda milyonlarca Amerika yerlisi, madenlerde köle yapılmak, altınların yağmalanması, topraklarını terk etmeye zorlanmaları ve hatta sadece eğlence amacıyla öldürülerek yok edilmişlerdir. Kurt Vonegurt’un “Şampiyonların Kahvaltısı” eserindeki mizahi ifadesiyle, Amerika kıtasının insanlar! tarafından keşfi denilen 1492 tarihinde Kıtada takriben 50 milyon insan barış ve huzur içinde yaşamaktaydı. Bugün resmi rakamlarla sayıları 5 milyonun altında olan Amerikan Yerlileri işte o kıtayı keşfeden insanlar! tarafından barbarca katledilenlerden geriye kalanların çocuklarıdır. Büyük kısmı rezervasyon diye tabir edilen açık hava hapishanelerinde yaşamaktadır.
02.05.2019 geronimo
1

Dilber Ay

Asıl adı Dilber Karakaş, sahne adı Dilber Ay olan Türk Halk Müziği sanatçısı, televizyon programı sunucusu ve sinema oyuncusudur.

Dilber Ay, 1956'da Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinde dünyaya geldi. Daha sonra ailesi ile birlikte önce Ankara'ya, sonra Düzce'ye taşındı. Ailesi Halep'ten Gaziantep'e, Gaziantep'ten Kahramanmaraş'a göç eden bir aşiretin parçasıdır. Düzce'de henüz 13 yaşında iken kendisinden yaşça çok büyük birisiyle evlendirilmiştir. Bu evliliğinden 2 çocuk sahibi olmuştur ve bu eşinden ayrılmıştır.

Evlenmesinden hemen önce güzel sesli yetenekleri keşfetmek amacıyla çalışma yapan radyo yetkililerinin Düzce ziyaretinde şarkı söyleyen Dilber Ay, birinci olduğuna ilişkin mektup henüz ailesine ulaşmadan önce evlendirilmiş, mektup, kendisi hamileyken baba evine ulaşmıştır. Bu durum ailesi tarafından olumsuz karşılanmış, Dilber Ay Ankara'daki yetkililere ulaşmak için evden kaçarak Ankara'da yaşayan kız kardeşinin yanına gitmiştir. Ankara Radyosu yetkilileriyle görüşmek istediğinde önce içeri alınmamış, mektubu gösterdiğinde görüşmesine izin verilmiştir. Bu görüşmesinden olumlu sonuç alamamıştır. Düzce'deki eve geri döndüğünde ise kendisini şaşırtacak şekilde, ailesinden olumlu tepki almıştır. İlk görüşmeden 1 hafta sonra babasıyla birlikte giderek yetkililerle görüşmüştür. Bu vesileyle 1972'den itibaren müzik dünyasına ilk adımını atmıştır.

1974'ten itibaren sayısız albüme imza atan Dilber Ay, kendisini barak tarzı müzik yorumlama konusunda en iyiler arasında görmektedir. "Hacı ağa", "tavukları pişirmişem", "zorunda mıyım?" popülerlik kazanan eserler olarak öne çıkmıştır. "Zorunda mıyım?" şarkısı, Şahan Gökbakar ile birlikte Turkcell için reklam amaçlı da yorumlanmıştır. Cüneyt Özdemir'in hazırladığı 5N1K programında, "en çok istek alan şarkınız hangisidir?" sorusuna verdiği "Zorunda mıyım?" yanıtının sunucu tarafından yanlış anlaşılması, hafızalarda yer eden olaylardan birisidir.

2006 yılında çekilen, Sırrı Süreyya Önder ve Muharrem Gülmez tarafında yönetilen Beynelmilel filminde Arzum Çilem rolünü oynayan Dilber Ay, 14. Altın Koza Film Festivali'nde, 2007 yılında, "en iyi yardımcı kadın oyuncu" ödülüne layık görülmüştür.

Almanya'da yaşadığı yaklaşık 10 yıllık dönemde 2 kez cezaevinde kalmıştır. Flash TV'de Kadere Mahkumlar programını Devran İskender ile birlikte sunmuştur. Bu programı yaparken aldığı mektupların kendisini çok duygulandırdığını, kendisini ağlatan çok sayıda dram mektubu geldiğini belirtmiştir.

Başarılı kariyeri boyunca çok para kazandığını, ancak bir rahatsızlığı sırasında kendisinden hastanede iken alınan bir imza ile evlerinin elinden alındığını belirten sanatçı, son olarak Düzce depreminde yıkılan evinde sonra, gecekondu tarzı bir evde yaşamını sürdürmekteydi. Bu evde mutlu olduğunu belirtmekteydi.

3 çocuk annesi Dilber Ay, "Dünyayı İyilik Kurtaracak" platformunun Yenidoğan sorumluluğunu yapmaktaydı.

Akraba ziyareti için geldiği Ankara'da kalp krizi geçiren sanatçı, kaldırıldığı Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 29 Nisan 2919'da hayatını kaybetti.
30.04.2019 Geni
1

BB Life Dergisi

Bursa'da yayın hayatına 2018 yılında başlamış, kafe ve restoranların masalarında ücretsiz şekilde karşınıza çıkan minik bir dergi BB Life :)
Bazen istediğiniz bir pizzanın paket servisi içerisinde bazen bir waffle paketinde karşınıza çıkabilir. Renkli kapakları ile geniş kitleye ulaşan Bursa'nın en farklı dergisi. Şiddetle tavsiye ediyoruz.
url(www.bblifedergisi.com)
29.04.2019 opehlivan
1

Liyakat da neyin nesi?

Vatandaşa sorarsan bilir! Ya da biliyormuş gibi yapar. Çok duymuştur, ama tadı nedir bilmez. Hani insan ekmek kokusunu alınca ekmeğin tadını anımsar ya, öyle birşey de hissedemiyor... Zira hiç tatmamıştır. Hep gelişmiş ülkelerde yenilen bir yiyecek türü sanır. Haksız da sayılmaz. Onlardaki liyakat salata ya da aperitif değil ana yemeğin ta kendisidir. Hayret! Biz salatayı hiç sevmiyoruz, ama ne oldu anlamadık...
25.04.2019 klaufu
1

Ekrem İmamoğlu

Bugün Mazbatasını alarak göreve başlamıştır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı hayırlı olsun.
17.04.2019 geronimo

Köy Enstitüleri

Tam 79 yıl önce, 17 Nisan 1940 yılında çıkarılan bir kanunla, demiryolu güzergâhına yakın, tarıma elverişli noktalarda seçilen yirmi bir köyde kuruldu Köy Enstitüleri. Tamamen Türkiye’ye özgü bir sistemde, köylerde öğretmen, tarım ve sağlık görevlisi olarak çalışacak köy çocuklarını yetiştirmeyi hedefliyorlardı. Bu projeye o dönemde eğitim bakanlığı yapan Hasan Ali Yücel başkanlık etmiştir. Sahadaki uygulamadan ise efsanevi müdür İsmail Hakkı Tonguç sorumluydu. Cumhuriyetin aydınlığını Anadolu’nun dört bir köşesine yaymak, o günlerde ilkel koşullarda yürütülen tarım ve hayvancılık konularında köylüyü eğitmekti Hasan Ali Yücel ve arkadaşlarının bütün çabası. Yalnızca bir eğitim modeli olarak değil, bununla beraber nüfusunun yüzde 70’i köylerde bulunan 1940'ların Türkiye’si için bir kırsal kalkınma modeli olarak da hizmet etmesi planlanmıştı. Bu plana uygun biçimde öğrenci ve öğretmenlerin, bulundukları coğrafyaya uygun yaratıcı fikirlerinin hayata geçirilmesiyle, köylerde eğitim hizmetine ulaşamayan yoksul çocuklar için aydınlanmanın yolu açılmış, aynı zamanda köylerde çeşitli meslek alanlarında iş ve geçim olanakları yaratılmıştı. Öğrencilerin ilk üç yıllık başarı düzeylerine bakılarak (şaşırtıcı biçimde) en başarılıları öğretmenliğe, geri kalanlar diğer köy hizmetlerine yönlendirildi. Okullar aynı zamanda birer tarım işliği, sağlık ocağı olarak vazife yaptı. Çeşitli tohum ve tarım araçlarının denemeleri buralarda yapıldı. Bu okullarda okutulan derslerin yarısı kültür, kalanı da tarım ve teknik dersleriydi. Köy Enstitüleri, eğitim gören öğrencilerin mezun olmaları ve ülkenin dört bir yanındaki okullara dağılmalarıyla tüm ülkeye adeta ışık saçtı. Bu okullarda eğitim gören insanlar tarafından çok sayıda depo, yeni yol ve bina inşa edildi. Kapatılana kadar 1.308 kadın ve 15.943 erkek, yani toplam 17.251 kişi öğretmen olarak eğitim gördü. Ancak güzel şeyler çabuk biter derler. 1945 yılından itibaren, köy enstitüleri bazı sorunlar yaşamaya başlamıştı. Büyük yararlarına rağmen, toplumun pek çok kısmı bu okullara karşıydı. Muhafazakar çevreler, yatılı okullardaki ortak eğitime karşı çıktılar. Ebeveynleri köylerdeki kızlarını orada çalışmalarına izin vermeye ikna etmek çok zordu. O zamanlar güçlü olan antikomünist ve antisosyalist hareketler okullara saldırdı ve toplumdaki itibarlarını düşürdü. Bu öğretmenler sadece okullardaki çocukları değil, aynı zamanda köylüleri hem entelektüel konularda hem de tarım konusunda eğitmeye çalışınca köydeki yönetimde mevcut ağırlıklarını kaybeden ağalar, aşiret reisleri, ve muhafakazakarlar son derece rahatsız oldular. Çok partili hayata geçişimizle birlikte, gerici odakların zorlama ve dayatmaları sonucu önce içeriği boşaltıldı, ardından da 1954 yılında kapatıldı. Geriye boynu bükük köy çocukları ve aydınlık bir gelecek hayallerinden vazgeçmek zorunda bırakılan bir ülke kaldı.
17.04.2019 geronimo
1

Fenerbahçe - Galatasaray - 14 Nisan 2019

1-1 biten maçtan sonra Galatasaray'ın şampiyonluğu çok zor, Fenerin ise küme düşme ihtimali hala var. İki takımın ve rakipleri, Başakşehir, Göztepe, Bursa, ve Rize'nin kalan maçları çok kritik.
17.04.2019 geronimo

Şanlıurfa'da Soğan Çaldılar!

Yüklü miktarda soğanı çalınan esnaf Şemsettin Çiçek, "Geçen akşam bizim iş yerinde çuvalı 40 kilogramdan 29 çuval işlenmiş soğan çalındı. Yaşanan hırsızlık olayını bütün yerlere bildirdik. Emniyet ekipleri olayla ilgili soruşturmasına devam ediyor. Çalınan soğanlar bir ton 200 kilogramdır. Değeri ise 5 bin TL değerindedir. Hırsızlıklarla ilgili kime soruyorsak topu başka yerlere atıyorlar. Vardiyalara soruyorsak bilmiyoruz diyorlar. Saat 05.00 kadar çoğunlukla esnaflar iş yerlerini kapatıyorlar. Soğanları çalan hırsızlar hal pazarından çıkarken hiçbir müdahale edilmiyor. Mesai saati dışında o soğanlar nasıl oluyor hal pazarında çakılabiliyor. Benim soğanlarım çalındı. Canı yanan benim. Hal pazarında genelde hırsızlık olayları yaşanıyor. Kimisinin 7 patatesi, kimisinin de 5 biberi çalınıyor. Bütün görevlilerin hal pazarında yaşanan hırsızlık üzerinde durmalarını istiyorum" dedi.

https://www.haber414.com/sanliurfa-da-sogan-caldilar/895/
15.04.2019 haber414

Fenerbahçe - Galatasaray - 14 Nisan 2019

66. dakikada Henry Onyekuru Galatasaray'ı 1-0 öne geçirdi. Bu gole Fenerbahçe'nin 19 yaşındaki oyuncusu Elif Elmas 71. dakikada karşılık verdi. Fenerbahçe kendi sahasında altın değerinde 1 puana ulaşırken, Kadıköy'de Galatasaray'a yenilmeme serisini de 20 seneye çıkarmış oldu. Galatasaray, Fenerbahçe'ye karşı son galibiyetini 22 Aralık 1999'da almıştı. Elif Elmas, 24 Eylül 1999 doğumlu.
14.04.2019 Geni

Fenerbahçe - Galatasaray - 14 Nisan 2019

İlk yarının sonlarına doğru Fenerbahçe'de Hasan Ali Kaldırım kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Galatasaray, 19 yıldır elde edemediği Kadıköy'de Fenerbahçe galibiyetine çok yakın görünüyor.
14.04.2019 Geni

Fenerbahçe - Galatasaray - 14 Nisan 2019

Kümede kalma mücadelesi veren sarı kanaryalar için ölüm kalım maçı niteliğinde bir karşılaşma. Sezon sonuna kadar kalan 7 maç içerisinde 3 puana en fazla yakın hissettiği bu karşılaşmada mutlak galibiyete ihtiyaç duyan ev sahibi takım üzerindeki kazanma baskısı, Ankaragücü'nün Kayseri deplasmanından 2-0'lık galibiyetle dönmesi sebebiyle daha da arttı. Öte yandan konuk ekip, bir önceki gün Başakşehir'in Beşiktaş karşısında aldığı yenilgiyle farkı 3 puana indirme ve şampiyonluk yarışına ortak olma fırsatını kaçırmak istemiyor. Türk futbolunun 2 güzide ekibinin karşılaşması nefes kesecek gibi görünüyor.
14.04.2019 Geni

Fenerbahçe - Galatasaray - 14 Nisan 2019

Fenerbahçe sezonun son(!) maçında ezeli rakibi Galatasaray'ı Ülker Stadyumu'nda TSİ 19:00'da konuk edecek. Maçı Ali Palabıyık yönetirken beIN SPORTS 1 naklen yayınlayacak. Fenerbahçede Mehmet Ekici ve Harun Tekin, Galatasarayda ise Marcao ve Luyindama kart cezaları sebebiyle forma giyemeyecek. 21. YY da rakibine karşı deplasmanda hiç kazanamayan Galatasaray bu hasrete son vermek isterken, Fenerbahçe'nin tek amacı ne şartla olursa olsun bu seriyi sürdürmek.
14.04.2019 Ozgur

Alparslan Türkeş

1917 yılında İngiltere'nin kontrolünde olan Lefkoşe'de doğdu. Ülkücülerin başbuğu olan Türkeş, Türk siyasetini etkileyen liderlerden biriydi.
Kuleli askeri lisesi ve harp okulunu bitirdikten sonra 1944'te yüzbaşı rütbesindeyken ırkçılık ve faşizm suçlaması ile yargılandı. 1947 yılında mahkum olmasına karşılık aldığı ceza bir yıldan az olduğundan orduya dönmesi mümkün olmuştur. 1948'de harp akademisini bitirdi ve 1959'da albay rütbesine yükseldi. 1960 27.Mayıs harekat bildirisini radyodan okuduğunda adı siyasette anılmaya başlamıştır. Bu dönemde milli birlik komitesindeki görüş ayrılıklarından dolayı 14 üye ile birlikte emekliye ayrıldı. Bir süre sonra Hindistan'a büyük elçi müşaviri olarak gönderilen Türkeş, 1963 yılında yurda dönerek Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne girdi ve 1965'te bu partinin başkanı seçildi. Kendisinin bir araya getirdiği 9 ışık doktrininin CKMP parti tüzüğünde yer almasını sağladı. Gelişmecilik ve Halkçılık, Köycülük, Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik, İlimcilik, Toplumculuk, Ahlâkçılık, Ülkücülük, Milliyetçilik, Endüstricilik ve Teknikçilik şeklinde sıralanan ilkeler ilk olarak 16 sayfalık bir broşür ile tanımlanmışlardı. Türkeş bu dönemde kendisini sevenler tarafından "Başbuğ" olarak ilan edildi ve aynı yıl Ankara milletvekili oldu. 1966 yılındaki Cumhurbaşkanlığı adaylığında ise 11 oy alarak Cevdet Sunay'a karşı seçimi kaybetti. Siyasi etkinliğinin üst seviyeye yükselmesi 6-8 Şubat 1969'da Adana il kongresinde CKMP'nin - Milliyetçi Hareket Partisi olarak isim değiştirmesi, partinin terazi olan ambleminin ise "üç hilal" olmasından sonradır. 1969-1973 yılları arasında Adana milletvekilliği yapmış, 1974'te ilk eşi Muzaffer Türkeş'i kaybetmiş, daha sonra 1976'da Semahat Türkeş'le evlenmiştir. 1975'ten sonra koalisyon hükumetlerinde başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunurken aynı zamanda kendi geliştirdiği doktrini 672 sayfalık bir kitap halinde yayınlamış, bu yayında Türk milleti kavramı etrafında siyasal ve toplumsal prensipleri detaylı bir analizle sunmuştur. Bu kitapta sosyalizme ve kapitalizme karşı haklı eleştiriler getirilmesine karşılık, savunduğu ilkelere hangi pratik adımlarla ve metotlarla ulaşılacağı konusunda zayıf kaldığı eleştirileri getirilmiştir. Türkeş'in vefatından sonra MHP bünyesinde rafa kaldırılan 9 ışık doktrini, ulusalcılık olarak partisinin genel tutumunu etkilemeye devam etmiştir. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ise 4.5 yıl tutuklu kalmış ve siyaset yasaklı hale gelmiştir. 1987'de siyaset yasağının kalkması sonrasında Milliyetçi Çalışma Partisine katılıp aynı yıl parti genel başkanlığına seçilmiştir. 1991 genel seçimlerinde Refah partisi ile seçim ittifakı yapan MÇP lideri Türkeş yeniden milletvekili olmuş ancak, daha sonra Milliyetçi Hareket Partisi adını geri alan partisi 1995 yılı genel seçimlerinde ülke barajını geçemediğinden, Türkeş parlamento dışında kalmıştır. Sevenleri kadar sevmeyenleri de olan Türkeş 4 Nisan 1997 yılında Ankara'da vefat ettiğinde geriye yurt içinde ve yurt dışında cevaplanmamış sorular, karışık siyasi ve felsefi problemler bırakmıştır. Kendi kurduğu ve başbuğu olduğu partinin de hayatını adadığı davayı şu anda ne kadar temsil ettiği tartışmalıdır. Ölüm yıl dönümünde kendisini rahmetle anıyor, Türk milletinin yanında ve taraf olarak bir ömür süren bu devlet adamına saygılarımızı sunuyoruz.
04.04.2019 geronimo
1
Facebook'ta Ana Sayfa
daha iyi hizmet verebilmek için çerez (cookie) kullanıyoruz. detaylı bilgi için tıklayın