Facebook'ta Ana Sayfa

Windows 10 komut satırından USB bellek disk özellikleri yönetimi

Zaman zaman, Windows 10 ile ilgili işlemlerimizi yürütürken disk sorunları ile karşılaşabilmekteyiz. Buna örnek olarak, diskin disk listesinde görüntülenememesi, disk bölümlerinin bazılarının işletim sistemi tarafından görülmemesi gibi sorunlar verilebilir. Bu durum, özellikle usb çubuk bellekler, kutu içerisinde diskler gibi harici belleklerde daha fazla karşımıza çıkmakta. Kutu içindeki diskin ssd olması ya da hard disk olması bu sıkıntıların yaşanmasında pek fark yaratmıyor.

Sıkıntıları komut satırından faydalanarak çözmeyi anlatmak için faydalanacağımız vak'a, 16 GB'lık bir usb bellek. Belleğimizin kapasitesi 16 GB olmasına karşın, yaklaşık 14 GB'ı işletim sistemi tarafından kullanılamıyor. Bu usb belleği, windows 10 başlangıç diski yapmak istediğimizde karşımıza çıkan, "en az 8 GB alana ihtiyaç duyulmakta" şeklinde bir uyarı mesajı ile, belleğin tamamını kullanamadığımızı anlıyoruz.

Şu adımları izleyerek diskimizin tamamını tek parça haline getireceğiz;


  1. Başlangıç menüsünün yanındaki büyütece basarak arama kutusuna cmd yazıyoruz
  2. Komut satırını çalıştırma ikonuna sağ tıklıyoruz ve yönetici olarak çalıştır seçeneğini seçiyoruz
  3. Komut satırında diskpart komutunu çalıştırıyoruz
  4. Diskpart çalışınca list disk komutunu çalıştırıyoruz. Bu komut bize diskleri ve büyüklüklerini listeleyecek.

    Disk # Status Size
    -------- -------- ---------
    Disk 0 Online 298 GB
    Disk 1 Online 14 GB
  5. Disklerin büyüklüğüne bakarak, kullanmak istediğimiz diskin hangisi olduğunu anlamaya çalışacağız. Bu örnekte, 14 GB'lık disk bizim usb belleğimiz. Disk numarısı da 1. Disk numarasından faydalanarak o diski select komutuyla seçeceğiz.

    Select Disk 1
  6. clean komutunu çalıştırdığımızda diskteki tüm bölümler ve veriler silinecek.


Eğer şanslıysak, bu noktada işlem tamamlanmış olacak. İşlemi tamamladığımız şu mesajı almamızdan anlaşılır.

DiskPart succeeded in cleaning the disk.

Öte yandan problem de yaşanabilir. Örneğin aşağıdaki gibi bir hata mesajı ile karşılaşabiliriz.

DiskPart has encountered an error: Access is denied.
See the System Event Log for more information.


Bu durumda regedit üzerinden sistem kaydını değiştirmemiz gerekecek. Oldukça basit bir işlem. Tedirgin olmaya gerek yok.

  • Başlangıç menüsünün yanındaki büyütece basarak arama kutusuna cmd yazıyoruz
  • Komut satırını çalıştırma ikonuna sağ tıklıyoruz ve yönetici olarak çalıştır seçeneğini seçiyoruz
  • Komut satırında regedit komutunu çalıştırıyoruz
  • HKEY_LOCAL_MACHINE\SYSTEM\Currentcontrolset\control\ dizinine gidiyoruz. StorageDevicePolicies dizinini bulmaya çalışıyoruz. Eğer yoksa yenisini yaratacağız.
    • Control dizinine sağ tıklayalım.
    • Yeni'yi seçelim, key'i (anahtar) seçelim
    • new key #1 ismini StorageDevicePolicies olarak değiştirelim

  • StorageDevicePolicies dizinine sağ tıklayalım ve 64 bit Windows 10 için "DWORD(64-bit)" Value seçelim (32 bit işletim sistemi kullanılıyorsa "DWORD(32-bit)" Value seçilmelidir)
  • Yeni oluşturduğumuz anahtarın (key) adını değiştirelim ve WriteProtect yapalım. WriteProtect'e çift tıklayalım ve bunun değerini 0, veri tipini hexadecimal yapalım.
  • Regedit'i kapatalım
  • Bilgisayarımı açalım ve başka hiç bir şey yapmadan 5 kez yenileyelim.
  • USB belleğimizi münasip bir şekilde bilgisayardan çıkaralım
  • USB belleğimizi bilgisayara tekrar takıp yukarıdaki adımları uygulayalım. İşi garantiye almak istersek belleği takmadan önce bilgisayarımızı yeniden başlatabiliriz.


21.08.2019 Geni

Arnavutluk 30 Haziran 2019 yerel seçim krizi

Bu yazıda, Arnavutluk'ta oluşan 30 Haziran 2019 tarihinde gerçekleştirilmesi gereken yerel seçimler çevresinde kendisini ortaya koyan siyasi krizle ilgili durumu yalın bir şekilde ortaya koymaya çalışacağım.

Arnavutluk'ta iki büyük siyasi kutup etrafında şekillenen bir siyasi ortam vardır. Her birisi onlarca küçük partinin bir araya gelmesiyle oluşan Sosyalist Parti (PS) ile aynı şekilde onlarca küçük partinin bir araya gelmesiyle oluşan Demokratik Parti (PD). Son dönemde bu iki kutubun yanında üçüncü bir oyuncu olarak Bütünleşme İçin Sosyalist Hareket (LSI) kendisini göstermeye başladı.

Durumu anlamak için 30 Haziran 2019'dan hemen öncesindeki duruma ilişkin yararlı veriler;

  • 2013'teki seçim yenilgisinden sonra güçlü genel başkan Sali Berisha parti başkanlığından istifa etti ve Lulzim Basha PD genel başkanı oldu. Lulzim Basha, PD'nın iktidarda olduğu dönemlerde Ulaştırma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. Bakanlık görevlerinden sonra Tiran Belediye Başkanı olarak da görev yaptı.
  • Ilir Meta LSI genel başkanı iken, Mayıs 2017'de Cumhurbaşkanı seçildi ve Temmuz 2017'de göreve başladı. Ilir Meta'dan boşalan LSI genel başkanlığı görevine, Ilir Meta'nın eşi Monika Kryemadhi seçildi. Monika Kryemadhi, kocasının cumhurbaşkanlığından ötürü hakettiği "first lady" ünvanını kullanmayı reddetti.
  • Edi Rama, 3 dönem Tiran Belediye Başkanlığı yaptıktan sonra 2013 yılında PS - LSI koalisyonunda başbakan oldu. 2017 seçimlerinden sonra PS'nın tek başına meclis çoğunluğunu elinde bulundurduğu dönemin başbakanlığını yapmakta.
  • Tiran Belediye Başkanlığı 2015 yılından itibaren iktidardaki PS'nın elinde.
  • Anayasa Mahkemesi'nin 9 üyeliğinden 8'i boş. Anayasa Mahkemesi'ne 3 üyeyi meclis, 3 üyeyi Cumhurbaşkanı ve 3 üyeyi de Yüksek Mahkemesi tarafından atanıyor.
  • Yüksek Mahkeme üyelikleri boş. Oluşturulmayı bekliyor.
  • 17-18 Ekim 2019'da, Avrupa Birliği, Arnavutluk'la tam üyelik müzakerelerine başlamakla ilgili karar açıklayacak.
  • Seçim kanunu bir tarih aralığı tanımlayarak, bu aralıkta olmak kaydıyla cumhurbaşkanının seçim tarihi belirlemesine olanak veriyor. 2019 yerel seçimleri için bu tarih aralığı yaklaşık olarak Haziran 2019 ile Ekim 2019 arasına karşılık geliyor.


Durum;
Cumhurbaşkanı Ilır Meta, anayasanın kendisine verdiği yetkiye dayanarak, 30 Haziran 2019 tarihinde yerel seçimlerin yapılması için yüksek seçim kuruluna talimat veren kararnameyi, seçimden bir kaç ay önce yayınladı ve seçim süreci başladı.

Kararnamenin yayınlamasını takip eden kısa bir süre sonra muhalefetteki PD ve LSI, hükümeti protesto mitinglerine başladı. Mitinglerde iktidar partisi PS soğukkanlılığını korumayı başarırken, özellikle PD kaynaklı ufak tefek şiddet eylemleri dikkat çekti. PD, her mitingde şiddetin dozunu biraz daha arttırırken, ana talep olarak başbakan Edi Rama'nın istifa etmesini, PS iktidarında ama başka bir ismin başbakanlığında seçim yapmayı ortaya koydu. PS tarafı ise seçime giderken kendi seçtikleri başbakanla gitme konusunda kararlılık ortaya koydu. Bu çerçevede yaşanmakta olan süreçte, bir noktada PD ve LSI toplu halde meclisten çekildi. Böylece meclis tek partili bir meclise dönüştü. Arnavutluk'taki seçim sistemine göre, partilerin bildirdikleri listelerdeki yedek adaylar, istifa edenlerin yerine geçmekte. Bu sırada bazı yedek adaylar milletvekilliği görevinden istifa etmedi. Daha ilginç bir durum, 2017'den sonra PD ve LSI'den istifa edip PS'ya transfer olan yedek adaylarda yaşandı. PD ya da LSI milletvekilinin istifasından ötürü kendisine sıra gelen yedek aday, PS üyesi iken milletvekili oldu. Meclisten çekilme kararı iktidar üzerinde etkili olmadı. Bunun üzerinde muhalefet, yerel seçimlere katılmama kararını duyurdu. Böylece yerel seçimler de tek adaylı bir durum aldı. Muhalefet protesto mitinglerine devam ederken, sinirler daha fazla gerildi ve şiddet kullanımı artma eğilimi gösterdi. Eski başbakan ve PD eski genel başkanı Sali Berisha bir noktada halkı isyana davet etti. Halk buna kulak asmasa da, PD tabanı tarafından sevilen bir isim olması sebebiyle, Sali Berisha'nın daveti önemliydi. Öte yandan Lulzim Basha'nın geçmiş hükümetlerde aldığı bakanlık görevlerindeki performansı halka umut vermediği için bu protestolar iktidar üzerinde çok etkili olmadı.

Tüm bunlar yaşanırken, seçime sayılı günler kala, Cumhurbaşkanı Ilir Meta, 30 Haziran 2019 seçimleri için süreci başlatan kararnameyi iptal ettiğini açıkladı.

Ve film koptu...

İktidardaki PS, seçim 30 Haziran'da yapılacak ve cumhurbaşkanını görevden almak için süreci başlatıyoruz dedi. (Cumhurbaşkanının görevden alınabilmesi için meclisin karar alması, ardından da anayasa mahkemesinin bu kararı onaylaması gerekiyor. Bunun için de önce yüksek mahkemenin oluşturulması, ardından cumhurbaşkanının da 3 üye vermesiyle anayasa mahkemesinin oluşturulması gerekiyor.).

Muhalefet partilerinin belediyeleri ellerinde tuttuğu yerlerde seçim çalışmaları durdu. Sandık kurma işlemleri yarıda kaldı.

Seçim tarihinin iptalinin uygulanması, mevcut belediye başkanlarının göreve devam etmesi anlamına geliyor. Tiran, Elbasan, Dıraç (Durrës), Avlonya (Vlora), Görice (Korçë) gibi büyük şehirlerde belediye zaten PS'da. Bu durumda PS'nın seçim erteleme kararına bu kadar şiddetle karşı çıkması aslında çok da anlamlı değil gibi görünüyor.

PS, ısrarla, 30 Haziran'da seçim yapmaya çalıştı. Katılım oranı %25 civarında olarak duyuruldu. Oy kullanmamak gibi bir seçeneği olmayan devlet çalışanları ve akrabaları göz önüne alındığında, bu oranın oldukça düşük olduğu anlaşılabilir. Seçimin ertesi günü Edi Rama'nın yüz ifadesi kendisinin de hayal kırıklığı yaşadığını belli ediyordu. Seçim sonuçlarının resmen kabul edilmesinde yüksek seçim kurulunun onay vermediği görüldü. Adaylarının mazbata alma konusunda ısrarcı olan PS, mahkeme kararıyla mazbata alma, seçimi onaylamayan hakimlerin görev yerlerini değiştirme ve diğer hakimlerin verdiği kararla mazbatayı alma gibi yöntemler denedi.

Tartışmalar devam ederken, Cumhurbaşkanı Ilir Meta, yeni seçim tarihi olarak 13 Ekim 2019 tarihini seçtiğini, bu tarihte seçim yapılması için yüksek seçim kuruluna talimat verdiğini belirten kararnameyi yayınladı.

Anayasada cumhurbaşkanına verilen seçim tarihi belirleme yetkisinin yanında, seçim tarihi kararnamesini iptal edebilir ya da iptal edemez diye bir madde yok. Bu sebeple bu durumun anayasa mahkemesi tarafından yorumlanması gerekiyor ama ortada anayasa mahkemesi yok.

30 Haziran 2019 sonrası siyasi tabloda, 30 Haziran'daki oylamanın geçerli sayılıp sayılmayacağı, Cumhurbaşkanı'nın görevden alınıp alınmayacağı gibi konularda belirleyici unsur Venedik Komisyonu olacak. Taraflar, Venedik Komisyonu'nun kararını bekliyorlar.


30.07.2019 Geni

Liyakat da neyin nesi?

Toplumsal işbölümünde liyakatın, ticarette serbest rekabet yoluyla faydalı piyasa oluşmasının, endüstride süreç verimliliğinin de aynı prensiple ilgili olduğunu söylesem herhalde inanmazsınız. Sadece bunlar değil, yargıçların vicdani karar almasını, memurların ve kamu görevlilerinin halka eşit hizmet etmesini, basının doğru haber vermesini de bu kapsama alırsak....? "yok artık" dediğinizi duyar gibiyim. O zaman şu soruyu soralım: Bunların aynı modern toplumlarda genellikle bir arada bulunmasını neyle açıklayabiliriz? Toplumsal ahlakı daha derinden belirleyen temel bir prensip olmalı. Bu da "Çıkar çatışmasından uzak durma" prensibidir. Buna bizim toplumda tamamen zıt bir atasözü ile açıklık getirebiliriz. Çıkar çatışması: "bal tutanın parmağını yalaması"dır. Yani suyun başındaki kişi, suyu kendi çıkarları için kullanma durumunda kalırsa bunun adına çıkar çatışması denir. yani ortada birden fazla taraf olduğu durumda tarafların çıkar için çatışması gibi anlaşılan bu ifadenin anlamı aslında çok farklıdır. Çıkar çatışmasında çatışan çıkarlar, aynı kişi ya da karar merciinin çıkarlarıdır. Genelde bu çıkarlardan biri bulunduğu görev gereği karar verme pozisyonunda olan kişiye bu görevi veren toplumun çıkarları (örneğin milletvekili ise halkın çıkarları), diğeri de kendisinin veya yakınlarının çıkarları. Şimdi diyeceksiniz ki karar verenin yakınları da halkın bir parçası ise nasıl karar verecek? cevap: "vermeyecek"; çıkar çatışmasını önlemek işte bu kadar basit. millet vekilleri kendi maaşlarına karar vermeyecek, danışman, görevi ile ilgili raporunda, kendisi ile ilgili öneride bulunmayacak, fabrikaya hammadde alınacaksa satın alma müdürü, yeğeninden almayacak. Misal son örnekte yeğeni en ucuz ve kaliteli malı veriyorsa ne yapmak lazım? Satın alma müdürü aradan çıkacak, Genel Müdür karar verecek, onun çıkar çatışmasında da onu atayan yönetim kurulu, onların ortak çıkarında da genel kurul karar verecek. Tabi kamu malı ile ilgili tek zararlı atasözü "bal tutan parmağını yalar" değil. Ancak bu kriter, hangi atasözlerinin ahlaksız hangilerinin ahlaklı olduğunu ölçmemizde bizim için uygun bir kriter.
30.06.2019 geronimo

İklim Adaleti

15 yaşındaki İsveçli bir kız olan Greta Thunberg, 3 Aralık 2018'de Birleşmiş milletlerin geniş katılımlı toplantısında yüzlerce yetişkine tokat gibi sözler içeren bir konuşma yaptı.
"25 yıl boyunca, sayısız insan Birleşmiş Milletler iklim konferanslarının önünde gösteriler yapıp liderlerimizden emisyonları durdurmalarını istedi. Ancak, emisyonlar yükselmeye devam ettiğinden bu eylemler açıkça işe yaramadı. Bu yüzden bugün onlardan bir şey talep etmiyorum. Bunun yerine medyadan krize kriz gibi yaklaşmasını isteyeceğim"
15 yaşında bir kızdan beklenmeyecek sözler değil mi? Ama iklim değişikliği ile ilgili konuşmaları yapmaya 8 yaşında başladı bu kız.
2075'te varsa çocuklarına, bugünün yetişkinlerinden bahsedeceğini, ve iklim değişikliği için bir şeyler yapma imkanı varken neden yapmadıklarını anlatacağını söylüyordu. Varoluşsal bir tehditle karşı karşıyayız ve bu deliliği sürdürmek için zamanımız kalmadı diyordu. İsveç gibi zengin ülkelerin iklim değişikliğini yavaşlatma hedefleri için emisyonlarda her yıl %15 azaltma gerçekleştirmesi gerektiği, medya ve liderlerin bundan başka hiç bir şeyi konuşmaması gerektiğini çok iğneleyici bir dille anlatıyordu.
Dünyanın çok sayıda türü tehdit eden yok oluş dönemlerinden birine girdiğini, hergün 200'e yakın türün neslinin tükendiğini onun kadar açık anlatan kimse yoktu. Büyükler sessizce dinlediler. İklim değişikliğini önlemek için imzalanan Paris anlaşmasından çıkmak için zengin ülkelerin hiç mazereti olmadığından bahsetti. Az gelişmiş ülkelerde yapılması gerekenleri de bu ülkelere yardım ve teşvikler yoluyla yaptırmanın yine zengin ülkelerin sorumluluğunda olduğunu belirtti. Her şeye sahip olan zengin ülkeler Paris anlaşmasına uymazsa Hindistan, Kolombiya veya Nijerya gibi ülkelerin iklim krizini önemsemesini nasıl bekleyebiliriz diye sordu. Dediğine göre
bazı insanlar bunları yapmak yerine okulda olması gerektiğini , “iklim krizini çözebilmek” için iklim bilimcisi olmak için çalışması gerektiğini söylüyordu. Ancak bu bir bilimsel bir problemse bunun çoktan çözüldüğünü belirtti. Zaten tüm gerçeklere ve çözümlere sahiptik. Sadece neden hiç kimse geleceği kurtarmak için bir şey yapmıyordu, ondan ise olmayacak bir gelecek için çalışması bekleniyordu. Gerçekler açıkça toplumumuza bir şey ifade etmediğine göre, gerçekleri öğrenmenin amacı ne olabilirdi?
Her gün 100 milyon varil petrol kullanırken, bunu değiştirecek hiç bir politika yoktu. Bu maddeyi toprakta tutmak için kurallar yoktu.
Yani dünyayı kurallara göre oynayarak kurtaramıyorduk, kurallar değişmeliydi.
Bu kız "Birleşmiş milletler toplantı salonuna, geleceğimize özen göstersinler diye dünya liderlerine yalvarmak için gelmedik. Geçmişte bizi görmezden geldiler ve bizi tekrar görmezden gelecekler" derken büyükler başları öne eğik, düşünceli ve sıkıntılı biçimde dinliyorlardı. "İnsanlar mücadeleye çıkacak. Liderlerimiz çocuklar gibi davrandıklarından, çok önce almaları gereken sorumluluğu biz üstlenmeliyiz." dedi; bu ona göre son uyarıydı. Çocuklar okula gitmeyi bırakacak, gelecekleri güvence altına alınana kadar protesto edeceklerdi. En önemli mesajı da şuydu: "Büyüme ısrarınızdan ve popüler olup seçim kazanma hırsınızdan bıktık. Siz sadece size harcananların karşılığını vermemekle kalmıyor, hem çocuklarınızı her şeyden sevdiğinizi söylüyor hem de aynı zamanda geleceğimizi de bizden çalıyorsunuz. Sizin mazeretleriniz, bizimse zamanımız tükeniyor."
Çocuklarının geleceğini düşündüğünü söyleyen liderler bu konuşmadan sonra ne yapacaklarını bilmediklerini de iddia edemez. Bu çocuk yaşının çok ötesinde bir öngörü ile gerçekleri haykırmaya devam edecek. Ancak mülteci krizleri, Brexit, Trump kampanyaları, Doğu Akdeniz doğal gaz mücadelesi kavgaları arasında insanlığın umudu olan bu çok önemli sözler kulak ardı edilmemelidir. Her kelimesi önemli ve haklı olan bu sözlerin gereği yapılmalı Thunberg'in deyimiyle "İklim adaleti" sağlanmalıdır.
24.06.2019 geronimo

Fast Food'un geleceği

fastfood tüketimi her geçen gün artmakta ve artmaya devam edecek gibi görünüyor. İnsanlar artık evlerinde yemek yemiyorlar bu da sağlıksız bir nesli tetikliyor ne yazık ki. umarım çok geç olmadan bu soruna bir çözüm bulunur.
19.06.2019 zerrinhanim
1

İnsanlık tarihinde madde ve mana

Bundan 10-20 bin yıl önce insanlar sayı olarak çok kalabalık olmadıkların koşullarda,avcıl toplayıcı dönemde daha eşit bir arada yaşamanın tadını çıkarıyorlardı: ilkel komünal toplum. Ne zaman ki, çoğaldılar, siteler kurdular, çitler çevirdiler, o zaman kavga çıktı; insanın eline kan bulaştı. Tüm insanlık tarihine baktığımızda bir çaresizlik, görülüyor. Gelişmenin getirdiği yetersizlik, açıklayamadığı her soru insanın kafasını kurcaladı, gökyüzü sayamadığı kadar yıldızla doluydu, denizler milyonlarca balık, baş edemediği her şeye karşı bir korku bir saygısı vardı insanın.
Insanların kutsal saydıkları şeyler genelde bunlardı yani maddesel varlıklar: önce vahşi hayvanlar, sonra ay, yıldız, güneş, şimşek ya da erişilmez bir dağ. Adem’den başlayan süreçte bu olay giderek somuttan soyuta doğru evrildi. Bu geçiş aslında madde ve mana arasındaki dengenin de değişmesini getirdi. Biraz düşünürsek, ilkel insanların madde ve mana arasında bir seçim yapmak gibi bir sorunları yoktu. Onların mana dünyası, zaten maddesel varlıklardan oluşuyordu. Güneşe tapan birinin kendi yaratılışının anlam sorunu da yeryüzünde güneşi temsil ettiğini iddia eden bir firavun tarafından çözülüyordu. Helenler için en büyük güç, yüce bir dağda oturan Zeus’tu ve insan görünümündeydi. Bu insanların görünmeyen bir Tanrıya inanmak gibi bir sorunları yoktu. Taptıkları maddi varlığı göremediklerinde zaten şekli belli olan bu tanrı/tanrıların heykelini yapıp ona tapınmaları yeterliydi. Pagan toplumların felsefede ilerlemesinin sebepleri dini çelişkiler yaşamadan tabiatta anlam sorununa doğrudan çözümler getiren, bugün bilimsel yöntem de denen, şüpheci, gözlemci, matematiksel düşünme yöntemini o çağlarda bulmaları ve bunun üzerine bir akademik gelenek oluşturmalarından dolayıdır. Felsefenin yerini hayatı mucizeler ve sözlerle anlamlandırdığını iddia eden dinlerin alması, insanın maddesel ve bir anlamda bilimsel düşünmesini baskılamıştır. Kendi çağında matematiğin en büyüğü olan Arşimet ile matematiğin manasını öne çıkaran ve kendine bir tür tarikat kuran Pisagor’u karşılaştırdığımızda, bugünkü bilim ve teknolojinin aslında Arşimet gibi maddeci matematikçi filozoflar tarafından atılan tohumların eseri olduğu sonucuna varırız. Rakamlara kutsallık atfeden bir dini tarikatın kurucusu Pisagor'un oluşturduğu bu tarikat kısa süre sonra tamamen insanlık tarihinden silinirken, kendisinin, sadece dik üçgenin kenarlarının ilişki formülü ile hatırlanması üzücüdür. Belki de Pisagor zekası ve yeteneğini kendi ortaya attığı esoterik düşünce yerine saf matematiğe kullansaydı insanlığa daha fazla katkılarda bulunabilirdi.
21. yüzyılın yaklaşık beşte birlik bölümü geri kalmışken saf insan aklı, yerçekimi ve büyük ölçekli dünyayı açıklayan genel görelilik ile ışık hızına yaklaşan hızlarda çok küçük olayları açıklayan kuvantum mekanik arasında matematiksel bir bağlantı kurmakla meşgul. Bu çabanın dışındaki her faaliyet, siyasi, ekonomik, dini, sanatsal hangi alanda olursa olsun, insan aklı ile mana dünyasının bir dengesini gerektirmekte. Teknolojik gelişmelerin bile iyi ve kötü yönlerinin, insanlığın ortak vicdanında sorgulanması, buna göre çeşitli ürünler ve sistemlerin, insanların mana dünyasındaki yerini alması kesintisiz sürüyor. Henüz yapamadığımız, kendi kendimizi yönetme ve yaşadığımız çevreyi tahrip etmeden kullanma ise madde ve mana dünyalarının uyumlu biçimde bir arada ele alınması ile mümkün olacak belki de...
29.05.2019 geronimo
1

Bilgisayarın kısa tarihi

Bugün bildiklerimize benzeyen ilk bilgisayar, 19. yüzyılda İngiliz matematikçi Charles Babbage ile başlamıştır. Kendi adını verdiği tasarımı “Analitik Motor” bugünün bilgisayarlarının temel prensiplerini içeriyordu. Tarihte bilgisayarları üç nesil olarak sıralayabiliriz. Her nesil bir süre devam ettikten sonra yerini bir sonraki nesile bırakmıştır. Her yeni nesilde bilgisayarlar önemli özellikler kazanmış ve nihayet kullandığımız işletim sistemi ve programlara sahip, internetten ve mobil iletişimden bağımsız düşünülemeyen sistemlere dönüşmüşlerdir.
1937-1946: Birinci nesil bilgisayarların ilki Amerika’da 1937 yılında Dr. John V. Atanasoff ve Clifford Berry tarafından yapılarak “Atanasoff-Berry Computer” anlamına gelen “ABC” adı verilmiştir. Hemen hemen aynı tarihlerde İngiltere’de, Almanların ünlü Enigma kodlarını çözebilmek için Alan Turing, “Bombe” üzerinde çalışmaktaydı. Bu sistemi de elektromekanik bir bilgisayar olarak sınıflandırabiliriz. 1943’te askeri amaçlı oluşturulan benzer bir sisteme Amerikalılar “Colossus” ismini verdiler. Ancak 1946’da inşa edilen “Elektronik Nümerik Bütünleştirici ve Bilgisayar” kelimelerinin baş harfleri olan “ENIAC” ilk genel amaçlı, kayıtlı bir programı işletebilen bilgisayar olmuştur. Bu bilgisayarın 30 ton ağırlığında ve 18.000 vakum tüpüne sahip olduğu düşünülürse, küçük bir hesap makinesi ile hemen hemen aynı işlem gücüne sahip olması şaşırtıcı gelebilir, ancak daha şaşırtıcı olan bu bilgisayar ilk defa açıldığında şehrin elektrik sisteminin yüklenmesi sonucu Philedelphia’da bazı bölgelerde ışıkların zayıflamış olmasıdır. Bu nesil bilgisayarlar yalnızca tek bir görevi yerine getirebiliyordu ve işletim sistemleri yoktu.
O zamanlar henüz bilgisayar üretmeyen “Uluslararası İş Makineleri” firması “IBM”’in müdürlerinden biri olan Thomas J. Watson’un yanlış bilinen bir sözünden de burada bahsedelim: “Dünya piyasasında bilgisayarların pazarı muhtemelen 5 adettir. Bundan fazla satılabileceğini düşünmüyorum” Muhtemelen o sıralar binlerce vakum tüpünden oluşan sistemlerin maliyet ve kullanımı ile ilgili bir yorumda bulunmuş olabilir, ancak bu ifadenin hiç söylenmediği, 1950’lerde piyasaya sürülen daha gelişmiş bilgisayarlar modellerinden biriyle sınırlı olarak Watson’u rol model aldığı söylenen o zamanki müdürün dolaylı sözleri olduğu kayıtlara geçmiştir.
1947 – 1962: İkinci nesil bilgisayarda, vakum tüpleri yerine daha güvenilir olan transistörler kullanılmıştır. 1951’de ticari kullanıma açık olan “Evrensel (UNIV) Otomatik(A) Bilgisayar(C)” serisinin ilki “UNIVAC 1” halka tanıtıldı. 1953’te ise 650 ve 700 serisi bilgisayarlar ile dünya piyasasına damgasını vurdu. Bunların üretimi sırasında 100’ün üzerinde bilgisayar programlama dili geliştirildi. Bunlarda bir önceki nesilde olmayan bellek ve işletim sistemleri vardı. Teyp ve disk gibi depolama ortamları da bu nesilde ilk defa kullanıldılar.
1963 – şu ana kadar: Entegre devrenin icadı bize üçüncü nesil bilgisayarları kazandırmıştır. Bu buluşla bilgisayarlar daha küçük, daha güçlü ve daha güvenilir hale geldi ve aynı anda birçok farklı programı çalıştırabilir hale geldiler. 1980'de Microsoft Disk İşletim Sistemi (MS-Dos) doğdu ve 1981'de IBM ev ve ofis kullanımı için ilk kişisel bilgisayarı (PC) tanıttı. Üç yıl sonra, Apple ise ikon tabanlı grafik arayüzü ile Macintosh bilgisayarı geliştirdi. 90'lı yıllarda ise Apple’dan esinlendiği aşikar olan Windows işletim sistemi Microsoft tarafından üretilip satıldı. 21. Yüzyılda bilgisayarların işletim sistemleri ve programlama dillerinin temel prensipleri büyük ölçüde aynı kalmakla birlikte giderek karmaşıklaşan, veri ve iletişim teknolojileri ile bağlı olduğumuz İnterneti bu son nesil bilgisayarlara borçluyuz.
27.05.2019 geronimo
1

Ekrem İmamoğlu

Elinden mazbatası hukuksuz bir şekilde alınan İBB Belediye Başkanı. Mağdur edilerek toplumda daha fazla destek görmeye başladığından yenilenecek seçimde oy yükseltmesi muhtemeldir.
27.05.2019 rizasirman
1

Monte Carlo Tekniği

Bazen bilimsel bir konuşmada ya da bilim/ teknoloji üzerine bir yazıda beklenmedik bir şekilde kumarhaneleriyle ünlü bu şehrin adının geçtiğini fark derseniz şaşırmayın. Aslında konu gerçekten kumarla ilgilidir, ancak bu tekniğin esas amacı, gerçekte kumar oynamadan bir konuda yapmak istediğiniz karmaşık bir ihtimal hesabını yapmaktır. Çıkarımsal istatistik denen bir konunun kapsamına girer. Bir konuda detayını hesaplamak istediğiniz geniş ve karmaşık ihtimal ilişkileri varsa, bu konudan alınacak daha dar bir örnek üzerinde yapacağınız analizler, size geniş durumun tamamında ne olacağına dair iyi bir fikir verecektir. Seçim anketlerinin de dahil olduğu bu tür analizler arasında adından dolayı kolay akılda kalan Monte Carlo tekniği de yer almaktadır. Seçim anketlerinde, alınan örnek seçmeni temsil etsin isteniyorsa, anket çalışmasını yapan firma bu örneği mümkün olduğu kadar toplamı temsil edecek biçime getirmeye çalışır. Bu bilinçli seçme işlemi bilinen bazı örnek alma yöntemleriyle yapılıyorsa Monte Carlo tekniğinden söz edemeyiz. Bundan söz edebilmek için, örnek verinin rast gele seçilmesi gerekir. Yani Örneğin tamamen rast gele seçildiği Çıkarımsal İstatistik yöntemine Monte Carlo tekniği denmektedir. Daha öncesinde Buffon'un İğnesi yöntemiyle pi sayısının hesaplanmasında kullanılmış olsa da yeni bir teknik olduğunun fark edilip adı verilmesi 1940'larda geçen ilginç bir olaya dayanır. O zamanlar hastalanıp evde kaldığı için canı sıkılan Stanislaw Ulam Solitaire denen oyunu (tabi o zaman gerçek kartlarla) oynamaya başlar. Bu oyunun ihtimal hesabını yapmaya kalktığında çok iyi bir matematikçi olmasına karşılık hesaplamayı başaramaz. Zira kombinasyonların aşırı miktarda kullanılması gereken bu hesaba bir formül geliştirmek pratik olarak mümkün değildir. O zaman bu oyunu yeteri kadar oynarsa olasılığın ne olduğu konusunda fikir edinebileceğini düşünür, ancak bir sorun vardır. O ana kadar zaten yüzlerce kez oynadığı oyunda henüz hiç kazanamamıştır. Daha hızlı bir şekilde rasgele oynamak için çözüm ararken, konuyu Los Alamos'ta meşhur atom bombası geliştirilen Manhattan projesinde beraber çalıştığı Jon Von Neumann'a açar. Neumann'a göre bunun çözümü için, o zamanlar kayıtlı program yürüten ilk bilgisayar olan ENIAC'ta bir kaç saatlik bir hesaplama yeterlidir. (Bugünkü teknolojiyle bir kaç mikro saniye yani saniyenin milyonda biri) Tabi konunun önemini kavrayan Neumann, daha sonra bu tekniği Atom bombasının mekanizmasını ve etkilerini hesaplamada da kullanacaktır. İhtimal hesabı içeren oyunlar genelde kumar gibi algılansa da kumar ile ihtimal hesabı yapmanın da çok etkili bir yöntem olduğu aşikardır. Bilgisayarda Solitaire oynarken patrona yakalanan bir çalışanın Monte Karlo tekniği üzerinde çalıştığını iddia etmesi onu kurtarır mı bilinmez ama siz siz olun işinizle ve ekmeğinizle kumar oynamayın...
27.05.2019 geronimo
1

Ekrem İmamoğlu

17 Nisanda göreve başlamasının ardından Ak Parti'nin yaptığı itiraz sonrasında YSK, 6 mayıs 2019 tarihinde, il genel meclisi,ilçe belediye başkanlığı ve muhtarlık seçimlerini geçerli sayıp, İstanbul Büyükşehir Belediye seçimlerinin 23 haziran 2019 tarihinde tekrar yapılmasına karar vermiş ve mazbatasını geri almıştır.
25.05.2019 Boncukbekir
2

Sayı Teorisi

Ünlü Alman matematikçi Carl Friedrich Gauss'un "Matematik, bilimlerin kraliçesidir, Matematiğin kraliçesi ise Sayı Teorisidir" ifadesinde geçen, eskilerin "Aritmetik" ya da "Yüksek Aritmetik" dediği konudur, "Sayı Teorisi." Tam sayılarla ilgilenir. Bunların birbirlerine bölünebilme kuralları, bir ve kendinden başka sayılara bölünemeyen asal sayılar, tam sayıların asal çarpanları hep sayı teorisinin alt konularıdır. En çok katkıda bulunanlardan biri de Gauss'tur. Kendisi ile ilgili çok bilinen bir hikayede de geçer bu konu: Bir gün sınıftaki bir yaramazlığından dolayı cezalandırılan küçük Gauss'un kendisinden istenen 1 den 100'e kadar sayıların toplamını bulma işini göz açıp kapayıncaya kadar yapması, onun gelecekte saf matematiğin en önemli konusu olan sayı teorisini kuracağının öncü bir göstergesidir. Henüz 10 yaşındaki Gauss sayıları birer birer toplamaya başlamak için acele etmez. önce onları 1 den 100'e kadar yazdığını hayal eder. 1,2,3, .. ,98,99,100 sonra da aynı sayıları altlarına karşı gelecek şekilde 100 ,99,98, .. , 3,2,1 gelecek şekilde yazınca alt alta gelen karşılıklı toplamların 101 olduğunu bunlardan 100 tane bulunduğunu ve hepsinin toplamının, aradığımız toplamın 2 katını temsil ettiğini söyler, Bir anda problem 100 x 101 hesabını yapıp ikiye bölmeye dönüşmüştür, yani 5050. Öğretmeninin bir daha Gauss'a ceza vermeye kalktığını sanmıyorum ama belki de 21 yaşında yazacağı en önemli eseri "Discuisitones Aritmeticae"nin hangi konuda olacağı belli olmuştur artık. Bu konuda lise ve üniversite giriş sınavlarında ne kadar çok soru sorulduğunu düşünürsek, gençlerin kendisini pek hayırla yad etmediğini tahmin edebilirsiniz. Tabi sayı teorisi sadece dört işlemden ibaret değildir. Aritmetik kavramını dört işleme dönüştüren ve onu da hesap makinesi denen ve cep telefonlarından daha önce ortaya çıkıp matematiği artık insanlara "yük olmaktan çıkaran" hain bir teknolojinin yaptıklarıyla sınırlı bir alan olduğunu düşünmemizi sağlayan sayın! teknoloji öncülerinin de iyi dileklerle anılmayacağı söylenebilir. Bilimin ve gelişmenin öncüsü olan matematiksel akıl, hesap makineleri ile bitmedi. İkinci dalga saldırı olan akıllı! telefonlar ve internet bu konuda daha büyük tehdit oluştursa da, Gauss'un öncülüğünde kurulan bu alan, insanlarla makinelerin düşünme sistemini birbirinden ayıran, insanın makineye bariz üstünlük sağladığı ve saf aklın öyle yapay zeka ya da robotlara kolay kolay yenilmeyeceğinin bir göstergesidir. Tabi yapay zeka + robotların ana gücünü oluşturduğu bir süper makinenin başında sayı teorisini bilen insanlar olursa durum değişir. Yine de bunların insanlığı esir alması, o makinenin değil sayı teorisini bilen insanların suçu olacaktır. Onların da türümüze ihanet etmeyeceğini umut etmekten başka çare yok!
24.05.2019 geronimo
1

Sorumluluk Nedir?


Mimar Sinan'ın şaheseri olan Şehzadebaşı Camii'nin 1990 yılında yapılan restorasyon çalışmasına katılan bir inşaat mühendisi anılarını paylaşıyor:
“Cami Bahçesini çevreleyen duvarlarda kapıları oluşturan kemer taşlarında korozyon vardı. Kemerin yenilenmesi restorasyon kapsamında planlanmıştı. Fakültede nasıl kemer kurulacağını teorik olarak öğrenmiştik, ancak taş kemer yapımı üzerine herhangi bir tecrübemiz yoktu. Kemerin nasıl restore edileceği konusunda uzmanlarla bir toplantı yaptık. Kemerin hemen altındaki tahta bir plakayı açmaya karar verdik. Sonra kemer parçalarını birer birer çıkaracak ve teknik notlar alacak ve bu notları kemeri yeniden inşa etmek ve eski haline getirmek için kullanacaktık. Önce kalıbı yaptık. Köşe taşından kaldırmaya başladık. Köşe taşını kaldırdığımızda, iki taş arasındaki silindirik deliğe yerleştirilmiş bir cam şişe bulunca şaşırdık.
Şişenin içinde bir yazılı bir kağıt vardı. Şişeyi açtık ve kağıda baktık, Osmanlıcaydı. Dil bilen bir uzman bulduk. Bu bir mektuptu ve Sinan tarafından yazılmıştı:
"Bu kemeri yapan taşların beklenen ömrü yaklaşık 400 yıl. O zamandan sonra, bu taşlar bozulmaya başlayacak ve kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük olasılıkla inşaat teknikleri o zamana kadar değişmiş olacak ve yeniden nasıl inşa edeceğinizi bilmeyeceksiniz. Bu kemeri nasıl yeniden inşa edeceğinizi açıklamak için bu mektubu size yazıyorum.”
Sinan, bu kemer için kullanılan taşları Anadolu’nun hangi bölgesinden getirdiklerini açıklayarak sözlerine devam ediyordu ve kemeri nasıl inşa ettiklerini ayrıntılı olarak açıklamıştı.
Bu mektup, bir insanın çalışmalarının sonsuza dek sürmesini sağlamak için ortaya attığı çabanın sıradışı bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, bir taşın hizmet ömrü, inşaat tekniklerinin zaman içinde değişeceği, 400 yıl sürecek bir kağıt ve mürekkebi kullanarak zamanın değişeceği gerçeği gibi, modern çağdaki insanlar tarafından bile ulaşılamayabilecek yüksek bir bilgi düzeyinden geliyor. Kuşkusuz, bu düzeydeki bilgi, büyük Mimar Sinan'ın en önemli özelliklerinden biridir. Fakat ulaşılamayacak olan bilgiden daha muhteşem olan şey, 400 yıl sonra bir çözüm üretme sorumluluğudur. Sorumluluk budur!
13.05.2019 geronimo
1
Facebook'ta Ana Sayfa
daha iyi hizmet verebilmek için çerez (cookie) kullanıyoruz. detaylı bilgi için tıklayın