Facebook'ta Ana Sayfa

Büyük K'nin emekliye ayrılması

Hani Kurtuluş Savaşı'nda yırtıp attığımız anlaşmasıyla meşhur Fransa'nın Sevr kasabası vardır ya, orada hava geçirmeyen iç içe cam fanuslar içinde saklanan bir ağırlık ölçü birimidir Büyük K, Fransızların tabiriyle "Le Grand K" (Kiloların kilosu anlamında) yani dünyada kullanılan tüm ağırlık ölçü birimlerinin kalibrasyonunun referans ölçüsü olan nesne, ki pound, libre gibi farklı ağırlık ölçüleri kullanan ülkelerin laboratuvarlarında bile bu hassas kilogram kullanılmaktadır, ağırlığın ölçümünde en ufak bir oynama olmasın, ölçüler bozulmasın diye kilitli, kimsenin göremeyeceği bir kasada saklanmaktadır. %10'u iridyum %90'ı platinden üretilmiş bu nesnenin kopyaları üretilerek dünyada çeşitli merkezlere teslim edilmiş. Bizdeki, Büyük K'nın 54 numaralı kopyası olarak üretilmiş, Tübitak'ta saklanan kopya da dünyadaki diğer kopyalar gibi 40 yılda bir Paris'e çok özel şartlarda gönderilerek, doğruluğu ölçülmekte ve daha sonra gerekli düzeltmeler yapılarak geri gönderilmekteydi. Türkiye'deki diğer hassas ölçü işlemlerinde kullanılan kilogramlar da bu kopya'dan üretildiğinden bu kalibrasyonun ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Sadece 3 kez yapılmış olan bu ölçümler sırasında bir sorun ortaya çıktı. Dünya'daki ağırlık ölçüleri zaman içinde ilk değerinden kaymaktaydı. Bilim adamları, orijinal kilogramın 54 mikrogram ağırlık kaybettiğini hesapladılar. Bunun fazla önemli olmadığını düşünebilirsiniz, ama cep telefonunun içindeki silikon çipte bu oranda bir hata olmasının nelere yol açabileceğini düşünün.Cam fanuslar içinde de saklansa, radyoaktif bozunma ve bilinmeyen bozucu etkiler, bilim adamlarında, bu birimin şaşmazlığını korumak adına, daha evrensel olan ve bir nesneye bağımlı olmayan ölçü yöntemlerine geçme yönünde eğilimler doğmasına yol açmıştı. 16 Kasım 2018'de yine Fransa'da ağırlıklar ve ölçü birimlerinin ele alınacağı bir konferans toplanacak. Sadece kilogram'ın değil, 7 adet evrensel ölçü biriminden 4'ünün toplu biçimde yeni yöntemlere bağlama konusunda bir karar alınacak. Ağırlıklı olarak Planck ölçü birimlerine geçme önerisi konuşulmakla beraber farklı fikirlerin de olmasından dolayı bir oylama yapılacak. 20 Mayıs 2019 tarihinde bizde de dahil, dünyanın geri kalanında da yeni yöntem kullanılmaya başlayacak. Belki Sevr'deki Le Grand K saklanmaya devam edecek yine ama, 1889 yılından bu yana yürüttüğü kalibrasyon görevinden emekli olup, bir müzede hatıra eseri olma dönemine geçecek gibi görünüyor.
04.11.2018 geronimo
2

Galatasaray - Fenerbahçe - 2 Kasım 2018

İlk yarısı Ryan Donk'un 31. dakikada bulduğu golle ev sahibi takımın 1-0 üstünlüğüyle kapanan karşılaşmada, sarı kırmızlılar 49. dakikada farkı Martin Linnes'le ikiye çıkardılar.

Sarı lacivertliler kazandıkları penaltı vuruşunda 65. dakikada Mathieu Valbuena ile farkı bire indirdiler. Siqueira Jailson 72. dakikada Fenerbahçe adına bulduğu golle skor tabelasına eşitliği getirdi.

Karşılaşmada başka gol olmadı ve maç 2-2 sona erdi.

Son düdükle beraber sahalarda görmek istemediğimiz olaylar yaşandı. Oyuncular birbirine girdi. 90+5. dakikadan Younes Belhanda ile Roberto Soldado arasında yaşanan pozisyonla başlayan tartışmalar, karşılaşma bitiminde iki takım futbolcuları arasında yumruk yumruğa kavgaya dönüştü. VAR uygulamasına başvuran hakem Fırat Aydınus, Fenerbahçe'den Roberto Soldado ve Siqueira Jailson'a, Galatasaray'dan Badou Ndiaye'ye kırmızı kart gösterdi.

Bir yanda, Fenerbahçe'de Lefter Küçükandonyadis, Selçuk Yula, Toni Schumacher, Alex de Souza, Galatasaray'da Metin Oktay, Cevat Prekazi, Zoran Simoviç, Gheorghe Hagi gibi yıldızlarla izleyip, içimizi kıpır kıpır eden derbiler, diğer yanda bugünün heyecan uyandırmaktan uzak kadroları.

Özledik.
02.11.2018 Geni
3

Galatasaray - Fenerbahçe - 2 Kasım 2018

Fenerbahçe'nin en zor dönemlerinde oynadığı Galatasaray karşılaşmalarında galibiyet elde edip camiada yalancı bahar havası yaşanması 20. yüzyıldan 21. yüzyıla miras kalan en ilginç olgulardan birisi. Fenerbahçe'nin teknik direktörsüz geçirdiği bir haftadan sonra çıkacağı karşılaşma daha önce pek çok kez tecrübe edilen örneklerdeki gibi olmaya aday.

Diğer yanda Galatasaray da bu tür karşılaşmalarde yenilip, taraftarını Fenerbahçe taraftarları karşısında mahçup ettikten sonra şampiyonluk sevinci yaşama konusunda yüksek bir oran yakalamış durumda.

Bahis şirketleri Galatasaray'ı favori gösteriyorlar. Oranların Galatasaray lehine daha düşük olmasını beklerdim. Yurtdışı bahis şirketleri Galatasaray galibiyetine 2.0, Fenerbahçe galibiyetine 3.8 gibi bir oran veriyorlar.
02.11.2018 Geni
2

Galatasaray - Fenerbahçe - 2 Kasım 2018

Nihayet zurnanın "zırt" dediği yerdeyiz. Bu terimi neredeyse her derbi için kullanıyoruz ama bu sefer sanki gerçekten öyle gibi görünüyor. Geçtiğimiz hafta Malatya deplasmanında oynadığı (oynayamadığı) futbolun karşılığını tam olarak alan ve liderliği bırakan Galatasaray Süper Lig'de 7 maçtır yenemediği, 5 maçtır gol dahi atamadığı Fenerbahçe'yi sahası Türk Telekom Stadyumu'nda ağırlayacak. 2 Kasım 2018 Cuma Günü TSİ 21:00'de oynanacak maçı Fırat Aydınus yönetecek. Geçtiğimiz hafta sahasında renktaşı Ankaragücü'ne 3-1 kaybederek 9 puanda kalan ve 15. sırada yer alan Fenerbahçe Cocu, ile de yollarını ayırdı. Hatta öyle ki Cocu takım otobüsüne bile binmedi. Böylece biz taraftarların yıllardır bu tip mağlubiyetler sonrası söylediği "Bu adamı otobüse bile almayacaksın." özlü sözü de nihayet gerçek oldu. bu iki istim üzerindeki (!) takımın mücadelesinde ne olup biteceğine İDDAA yönetimi de henüz karar verebilmiş değil. Galatasaray için 1,60 dan açılan oran sırasıyla 1,80 - 1,85 olarak değişirken yazıyı yazdığım bu saat itibariyle oran 1,75. Maç saati neler olur bilinmez.
Galatasaray'da sakatlığı sebebiyle ilk yarıyı kapatan Emre Akbaba, sakatlığı süren Fernando Reges, Yuto Nagatomo ile sarı kart cezalısı Mariano forma giyemeyecek.
Fenerbahçe'de ise kadro dışı olan Volkan Demirel, Aatıf Chahechouhe ve Nabil Dirar,sakat olan Mehmet Topal, Mehmet Ekici, Tolga Ciğerci ve Oğuz Kağan Güçtekin ile kırmızı kart cezalısı Islam Slimani forma giyemeyecek.
Fırat Aydınus'un yönettiği maçlarda Galatasaray 2 galibiyet alırken, Fenerbahçe 3 maçtan galip ayrılmış. 3 maş ise beraberlikle sonuçlanmış.
01.11.2018 Ozgur
4

Sonsuzluğu bilen adam

1887 yılında Hindistan’ın Madras kentinde Brahman kastına ait bir ailenin oğlu olarak doğar. Kısa ömründe sonsuzluğu anlamaya en çok yaklaşacak olan bu dahi, Matematik dünyasının gizemli çocuğu Srinivasa Ramanujan’dır. Matematik dehası tartışmasız olan bu matematikçinin hayatının diğer her alanı şaşırtıcı derecede anlamsız hatalar ve saçmalıklarla doludur. Çocuk yaşta matematik becerilerini kullanarak kazandığı bursu, diğer dersleri tamamen ihmal etmesi nedeniyle kaybeder. Yine de ona inanan yardımsever insanlar ve dindaşları (Hindular) sayesinde hayatını sürdürür. Evlendiğinde ailesine bakabilmek için düşük maaşlı bir işe girmesi, buna rağmen matematik araştırmalarından vazgeçmemesi ona bir başka kapıyı açacaktır. Ancak, sonsuzluğu araştırırken sağlığı ve ömrü sıfıra yaklaşacaktır. İlk olarak bir yakının tavsiyesiyle İngiltere’de devrin ünlü matematikçisi George Hardy’e gönderdiği teoremleri ilginç bulunacak ve Londra’ya davet edilmesini sağlayacaktır. Ancak normalde burada mutlu sonla bitecek olan hikaye saçmalıklar serisine devam eder ve gıdasına dikkat etmeyen Ramanujan, hindu inanışları nedeniyle hayvansal gıdalardan uzak durması ve İngiltere’de kışın sebze bulamaması ve başkalarının pişirdiklerini yememesi nedeniyle sağlığını kaybeder. 1920 yılına kadar defterler dolusu matematiksel buluşları olan bu gizemli genç adam, verem hastalığı ve muhtemelen arka planda seyreden karaciğer hastalığı nedeniyle ölüme yaklaşır. 1919 yılında bir ümit iyileşeceğini düşünerek ülkesine döner. Ancak bu iyileşme gerçekleşemez. İngiltere'de vereme yakalanmasının sebebi de belki de ülkesinde olduğu gibi battaniye ve çarşafların içinde değil de yatağın en üstüne yatmasındandır. Çözdüğü problemlerde ilahi düzeyde bir ilham ve yaratıcılık bulunan bir insanın bu kadar basit konulardan dolayı kaybedilmiş olması tam bir trajedidir. Sonsuzluğu şaşırtıcı şekilde iyi tanıdığını anlamamızı sağlayan buluşları, onu gerçekten sonsuzluğa taşımıştır ama bir 15 yıl daha yaşasaydı insanlığın aydınlanmasına neler katabilirdi? Düşünmeye değer…
Kendisine atfen şu hikaye dilimizdeki dirsek çürütme deyimini içermesi açısından anlamlıdır. Ramanujan ile Sandow adındaki arkadaşı arasında şu konuşma geçmiştir:

Sandow: Ramanju, herkes sana dahi diyor, biliyor musun?

Ramanujan: Ne? Ben bir dahi? Dirseğime bak, deham nereden geliyor anlatayım.

Sandow: Çok ilginç neden dirseğin bu kadar pürüzlü ve çürümüş?

Ramanujan: Dirseğim olmasa ben dahi olamazdım! Gece ve gündüz hesaplamalarımı karatahta üzerinde yapıyorum. Bunu silmek için bir bez kullanmak bana çok vakit kaybettireceğinden, dakikada bir yazdığım bir şeyi düzeltmek için dirseğimle siliyorum.

Sandow: Peki bu kadar fazla hesaplamayı neden bir karatahtaya yapıyorsun? Neden kağıt kullanmıyorsun?

Ramanujan: Yemek bulmak bile benim için bir sorun, kağıt için parayı nasıl bulabilirim?

Ramanujan'ın hayatı hakkında 2015 yılında Rober Kanigel'in aynı adlı kitabından esinlenen "Sonsuzluğu bilen adam" filmi yapılmıştır. Filmde Ramanujan'ı hint asıllı İngiliz aktör Dev Pattel canlandırırken eşi Janaki'yi yine hint asıllı Amerikalı aktris Devika Bhise oynamıştır.
31.10.2018 geronimo
2

Şehrin ışıkları, yıldız katili

Bu konuyu ışık kirliliği olarak adlandırabiliriz. İnsanların geceleri gökyüzündeki nesneleri göremeden yetişmeleri, sirkadyan döngülerini bozacak muhtemelen. Şu anda ay dışında gece gökte nesne görebilen şehirli sayısı azdır. Onu da eskisi gibi muhteşem bir tablo güzelliğinde değil, üzeri çamura bulanmış bir sokak lambası kıvamında görebiliyoruz. Bu gidişle içimizde hormonları ve enzimleri düzenleyen ritmleri kaybedeceğiz. Gündüz ve gece ışık farkının azalması da çok tehlikeli. Şehir hayatı stresinin önemli bir bölümü bundan kaynaklanıyor, (trafik ve gürültüden sonra en sinir bozucu üçüncü etken budur muhtemelen) Doğanın dengesini bozarak kendi geleceğimizi tehdit ettiğimiz yetmiyormuş gibi, kendi dengemizi de fena halde bozmuş durumdayız. Bu gidişle hep biraz bezgin ve yorgun, hep sinirli ve en ufak bir olayda birbirimizi kırmaya hazır biçimde yaşamaya devam edeceğiz.
Sonunda bu gezegende yaşanır ortamı tamamen yok edersek yıldızlar ve galaksiler şahit olacak ve eski bir şarkıda söylendiği gibi mehtap ve deniz gülecek halimize...
27.10.2018 geronimo
2

Komünizm

Komünizm; üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerine kurulu sınıfsız, parasız ve devletsiz bir toplumsal düzen ve bu düzenin kurulmasını amaçlayan toplumsal, siyasi ve ekonomik bir ideoloji ve harekettir. Sadece üretim araçlarının ortaklaşalığına dayanan sosyalizmden ayırt edilmesi gerekir.
20.10.2018 ansyfatyfn
1

Şehrin ışıkları, yıldız katili

Krallık dönemi, komünizm dönemi, anti-komünizm dönemi, derken sonunda tüm organlarını bankalara ipotek ederek rantiye dönemine de geçmekte olan şehir, ergenlik dönemini bitirmek üzere bir gencin, yetişkinliğe adım atmaya çalışmasındaki gibi dış görünümüne de çok düşkün. Zannediyor ki ne kadar çok ışık olsa, o kadar büyümüş olacak. Yaşıtı tüm şehirler böyle düşünmüyor mu zaten? Herkes yanılıyor olamazdı. Açmış ışıkları sonuna kadar.

Yıldızlar yenik düşmüş bu ışıklara. Şehre yakın yerlerde sanki yıldız katliamı olmuş, sanki soykırıma uğramış yıldızlar. Şehrin üzerinde gökyüzü sanki çöl, sanki atom bombası yemiş Nagazaki, Hiroşima. Şehir ışıkları şehirdeki yıldızlara saldırırken, tarlada çalışmakta olduğu için tesadüfen hayatta kalmayı başarmış ırgatlar gibi yalnız, az sayıda, dağdaki yıldızlar. Sanki tarlaya giderken farkında olmadan sınırı geçmişler, diğer ülke toprağında oldukları için saldırı onlara zarar vermemiş. Ve çok değil, akşam henüz başlarken evde bıraktıkları eşleri, çocukları, ailelerine mezar olmuş şehir bu yıldızların, çok acı çekiyorlar. Şehir, onları istiyor. Doyamamış öldürdüğü yıldızlara. "Verin onları bana" diyor, "icaplarına bakayım".

Dağdaki yıldızlar çaresizce göz kırpıyorlar, çığlıklarını duyurabilmek için dağdaki doğasever insanlara. "Ne olur bizi teslim etmeyin şehre. Teslim ederseniz, şehir bizi de idam edecek." diye sesleniyorlar.
20.10.2018 Geni
2

Komünizm

Kapitalizmin düşman kardeşi, ve kapitalizmle birlikte batı medeniyetinin ürettiği iki temel felsefi, sosyal, toplumsal ideolojiden biridir. Fikir babası Karl Marks, tarafından 19. Yüzyılın ikinci yarısında geliştirilmiş, ve bir manifesto ile ilan edilmiştir. Manifesto oldukça kısa bilgiler içerir ve temelde dünya işçilerine kendilerini köleleştiren toplumsal düzene karşı bir ayaklanma çağrısıdır. Komünizmin felsefi, ideolojik ve tarihsel olarak derinlemesine incelenmesi ise Marks’ın Das Kapital adlı kitabında yer alır. Bu kitapta filozof Hegel’in ortaya koyduğu diyalektik materyalizm felsefesi kullanılarak insanlık tarihi incelenmiş ve halkların ekonomik sınıflara ayrılmasının genel örüntüsü yine devletlerin tarihsel olarak yönetim biçimleri çerçevesinde ele alınmıştır. Marks’a göre komünizm, kapitalizmin artık değer üretimini sömürdüğü ve ezdiği işçi sınıfının ayaklanması sonucu kapitalist düzenin yıkılması sonrasında ilk etapta kurulacak olan proleter diktatörlüğün uygulamalarıyla, bir geçiş süreci ile ulaşılacak olan ve devletin de ortadan kalkacağı en son ideal düzendir.
Ancak Marks’ın, sürekli genişlemeye ihtiyaç duyacağı kapitalizmin haksız sömürüsü sonucunda işçi sınıfının giderek daha fazla ezileceği, sonunda eşitsizliğe ve haksızlığa karşı ayaklanarak komunist devrim yapacağı öngörüsü gerçekleşmemiştir. Komunist devrim, yani komünizme ulaşmak için yapılan ayaklanma, beklenmedik bir şekilde kapitalizmin son aşamasında olan bir ülkeden değil, feodal toprak ağalarına dayanan bir emperyal monarşi olan Rusya’da gerçekleşmiştir. Yani kapitalizmin sınırlarına ulaşmayı bırak, bundan çok daha ilkel düzeyde bir devlet yapısı, Marks’ın öngördüğü ihtilali, sömürünün büyük ölçüde uygulandığı, gelişmiş kapitalist toplumlardan önce gerçekleştirmiştir. Bu bile aslında Das Kapital’in tarihsel tespitleri ile gelecek öngörüleri arasındaki en önemli fark değildir. 1917’de gerçekleşen Ekim devrimi adıyla bilinen Bolşevik ihtilali, komünizm hedefleyen ilk başarılı ihtilal olmasına karşılık, sınırsız doğal kaynaklar ve büyük insan gücünün yönetimini ele geçiren Viladimir İlyeviç Lenin’in eşitlik ve adalet sözü verdiği sınıflar sonrasında Stalin’le devam edecek baskı ve totaliter uygulamalarla karşılaştırmışlardır. Ayrıca Das Kapital’de öngörülemeyen bu başarısını açıklamak için Bolşevikler, Komunist ideolojiye ilaveler yapmak zorunda kalmıştır. Örneğin Asya tipi üretim, yani feodal aristokratların (bir nevi ayrıcalıklı aşiret reislerinin) ezdiği köylü sınıfının içinde bulunduğu durumu da işçi sınıfı kategorisine alınmıştır. Ayaklanmalarını bu sınıfın iktidarı ele geçirmesi olarak nitelediklerine göre komünizme geçiş süreci başlamış olmalıydı fakat olmadı. Değişik görüşlere sahip, Lenin, Stalin, Mao, Enver Hoca, Tito gibi devleti ele geçiren ya da devletin başına gelen komunistler ülkelerini, aslında komünizme değil de ayrıcalıklı bir sınıfın oluşup, halkı en ince ayrıntısına kadar kontrol eden ve ekonomik anlamda başarısız sistemlere dönüştürmüşlerdir. İnsanlık idealleri ile komünizm idealleri birbirine yakın olsa da ikinciyi zorlamak ilkinden uzaklaşmayla sonuçlanmıştır.
Bu temelde bir yanlışlık olduğu fikri ünlü sosyalist Bertrand Russell tarafından “Neden Komunist Değilim” adlı makalesinde dile getirilmiştir. Russell Marks’ı kafası karışık bir insan olarak tarif eder. Russell’a göre Marks’ın, kendisine yapıldığını düşündüğü haksızlıklara isyan eden, nefret dolu kişiliğinin, ideal bir düzen değil de bilinçsiz bir şekilde insanların sonsuza kadar baskı altında yaşamasıyla sonuçlanacak olan, şiddet yoluyla gücün el değiştirmesini savunmasına yol açmıştır.
Russell’ın savunduğu sosyalizm olarak bilinen ve Dünyada gerçekten uygulanabilmiş devlet düzeni, Kapitalizmle, komünizmden bazı özellikler içeren karma bir düzendir. Ancak bu düzen Marks’ın nefret dolu öngörülerinden arındırılmış insanlık ideallerini temsil etmekte ve hedeflemektedir, önemli ölçüde barışçıldır. Yine de uzun vadede başarılı kabul edilse de sosyalist ülkelerde ekonomik başarının kısa vadede düştüğü ve toplumun bireysel girişimin hırs ve motivasyonunu yeterince değerlendiremediği gözlemlenmiştir.
Bir başka Komünizm eleştirisi de edebiyatta kara mizah türünün en ünlü örneklerinden George Orwell’in Hayvan Çiftliği romanında yer alır. Burada da çiftliği ele geçiren bir grup domuzun uygulamaları komunist devrimin yanlış uygulamalarını temsil edecek şekilde hicvedilir.
Bir anlamda komünizm, aslında utopia’nın distopia’ya dönüşmesinin en büyük ölçekli halidir. 1980’li yılların sonundan itibaren gerilemeye başlayan komünizm hayali sonunda en büyük örneği Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla belirsiz bir geleceğe kalmıştır. Bugün Komunist olma iddiasında kalan iki devletten biri Küba diğeri de Kuzey Kore’dir. Bu arada bunlardan Küba’nın bu ideale en çok yaklaşan devlet olduğunu belirterek devrimin liderleri Che Guevara ve Fidel Castro’nun hakkını teslim edelim.
12.10.2018 geronimo
1

İsmet Badem

İsmet Badem, Türk basketbol oyuncusu, yorumcusu ve köşe yazarı. 1972-73 sezonunda Türkiye Basketbol Ligi'nde oynamaya hak kazanan ilk Karadeniz takımı olan Samsunspor'da yıldızı parlayan Badem, Fenerbahçe ve Beşiktaş formaları da giydi.
09.10.2018 ansyfatyfn
1

Aristokrat

ayrıcalıklılar, seçkinler, soylular sınıfından olan, soylu.
09.10.2018 ansyfatyfn
1

Paradoks

Kökleşmiş inançlara aykırı olan düşünce, aykırı kanı.
03.10.2018 ansyfatyfn

Felsefe

Var olanların varlığı, kaynağı, anlamı ve nedeni üzerine düşünme ve bilginin bilimsel olarak araştırılması.
01.10.2018 derinn
1

Neşet Ertaş

Şarkılarını o kadar içimde hissederek dinliyorum ki beni benden alıyor.. Gerçekten sen ve senin gibiler inşallah bir daha gelirler dünyaya Neşat Ertaş!
01.10.2018 derinn
1 1

Neşet Ertaş

Sağken, ölmüne ilişkin, "Bana öldü demeyin, yoruldu gitti deyin" demiştir.
28.09.2018 Geni
1

Kapitalizm

Kapitalizm, insanın hırsını ve bencilliğini kendi aleyhine kullanarak üretimi ve zenginliği artırmayı hedefleyen bir ekonomik sistemdir. Bu sistemde üretim araçlarının özel mülkiyeti, sermaye birikimi yoluyla el değiştirir, emeğin ve malların gönüllü biçimde arzının da bir fiyat sistemi ile kendiliğinden oluşması beklenir. Aslında kapitalizm teorik olarak devletin müdahalesinin en az olması gerektiğini savunsa da pratikte girişimciler, devletin onlara ayrıcalık sağlaması gerektiğinde hemfikirdirler. Ekonominin güçlenmesi de daha çok insana iş sağlayacakmış gibi görünse de aslında güçlü devletlerin yönetiminde olan kişiler, ekonominin güçlenmesini askeri harcamalara yönlendirerek kendi hakimiyetlerini kalıcı hale getirmek için kullanırlar. 19. Yüzyılda tüm acımasızlığı ile sürmüş olan bu düzen, Komünizmin üretim araçlarının mülkiyetine işçi sınıfı lehine el koyma iddiasıyla sarsılmıştır. Ancak 20. Yüzyılda komünizmin de beklenen eşitlik ve adalet düzenini sağlayamayacağı, orada da gücün az sayıda politbüro üyesine geçtiği ve onların da kapitalist güç çevrelerinden farklı davranmadığı ortaya çıkınca, insanlık orta bir yol arayışına girmiş, güçlü devletler, işçi hakları ve gelir dağılımı konusunda iyileştirmeler yapmış, girişimcilerin ayrıcalık ve kayırma taleplerine de düzenleyici rolünü kurumlara vererek kapitalizmin sivri yönlerini törpülemeyi tercih etmişlerdir. Bunun sonucunda özellikle batıda büyük toplumsal olaylar ve isyanlar ortaya çıkmadan liberal ekonomik sistem güçlenmeyi başarmıştır. Ancak yine de nasıl bu düzenin insanın aleyhine olduğunu anlatan bir hikaye vardır. Uzak bir okyanus adasında bir kapitalistle balıkçı arasında geçen hikaye….
Tatil için balıkçının adasına gelmiş olan kapitalist, balıkçının plajda bir ağacın altında gitar çaldığını görünce yanına gidip sorar:
-sen ne işle uğraşıyorsun?
Balıkçı kıyıdaki sandalı gösterir,
-işte şu sandalla sabahları çıkıp üç beş balık yakalıyorum.
-Peki neden daha fazla balık yakalamıyorsun, mesela 10-15 adet
-Ne yapacağım o balıkları?
-Bunları satıp daha büyük bir tekne alabilirsin.
-Onu ne yapayım?
-Onunla daha fazla balık yakalayıp, bir balık işleme tesisi kurarsın.
-Eeee sonra
-Sonra ürünlerini satıp çok para kazanırsın.
-Eee ne yapacağım çok parayı
Adam düşünür ve cevap verir:
-İstediğin zaman emekli olur, tatile çıkar, uzak bir adada plajda rahatça gitarını çalabilirsin.
-Ben zaten tam da bunu yapıyorum, neden o dediklerini yapmam gerektiğini anlamadım.
Bu hikayede kimin doğru söylediği açık değil mi? Aslında balıkçı ile kapitalist arasındaki fark, birinin doğayla ve çevresiyle uyumu, diğerininse doğal kaynakları kapasitesinin üzerinde zorlamaya dayalı, insanın da farkında olmadan esiri olduğu büyük bir makinenin çalışmasına duyduğu anlamsız istektir. Dünyada tüm insanları doyurmaya yetecek balık olmadığı gün kapitalist makine balık üretimini sürdüremeyecek ve ünlü Kızılderili şefi Oturan Boğa’nın dediği gibi ormanlar ve otlaklar çölleşip, temiz su ve enerji kaynakları kuruyup, ağaçlar kesilip tükendiğinde beyaz adam paranın yenen bir şey olmadığını anlayacaktır.
27.09.2018 geronimo
3 1

Hayat

Kınık, Soma, Bergama civarında (Bakırçay Ovası'nda) mimari terim olarak kullanılan, o bölgedeki geleneksel ev mimarisinde görülen, evin bir parçasıdır.

Hayat, veranda ya da balkon benzeri yer değildir. Evin tüm odalarının açıldığı, koridor fonksiyonunu da yerine getiren, ama koridordan farklı olarak oda kadar geniş bir alandır. Bazen bir tarafında, bazen her iki tarafında balkon/veranda tarzı boşluklar da olur. Evler rutubet riskine karşı yüksek su basmanlı inşa edildiği için, balkon/veranda kısmı yer, göze sanki balkon gibi görünür.

Uzun yıllar üzerinde düşündüğüm, beni çok etkileyen sözcüklerden birisidir. Kökenini araştırdığımda bir kaynağa ulaşamadım. Kendi gözlemlerime göre anlamlandırmaya çalıştığımda, "hayatın/yaşamın geçtiği yer" anlamında hayat dendiğine kanaat getirdiğim bir kavramdır.

Bana göre insanoğlunun aile kavramını en güçlü şekilde yaşamasına zemin oluşturan araçlardan birisidir. Hayatı olmayan evde yaşayan ailede hayat güdük kalıyor. Hayatlı mimari, bir yandan her odada, odayı kullananlara kendi bireyliklerini yaşama olanağı verirken, bir yandan ailenin hayatta gerçekleştirdiği ortak aktivitelerle aile bilincini yaşamasına zemin hazırlıyor.

Nazım Hikmet,
"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
Ve bir orman gibi kardeşçesine"
derken, sanki hayatlı bir evde yaşayan bir aileyi tarif ediyor gibi.

Hayat kavramı, Amerikalı sosyologların gözünden kaçmış olmalı yoksa mutlaka uygularlardı diye düşünüyorum. ABD'de, şehir banliyölerinde, dubleks ya da tripleks evlerde aile hayatı sürdürmek yaygın görülen bir şeydir. Amerika'daki bu mimaride, zemin kattaki mutfak/salon benzer bir işlev görürken, üst katta odalar yer almaktadır. Hayat kavramı ise, tek katlı bir evde karşımıza çıkan, odalarla aynı katta, tüm odaların kapılarının açıldığı bir alandır. Bana göre hayatlı mimari, aile olma duygusunun daha verimli yaşandığı bir tasarımdır. Hayat kavramının, ABD'de gördüğümüz dubleks ev zemin katı kavramına karşı bir başka ayırt edici özelliği de, burada ağırlanan misafirleri ailenin parçası gibi konumlaması, misafirlerin ailede olup bitene daha yakından tanıklık etmelerine fırsat vermesidir. ABD kültüründe zemin katta ağırlanan misafir tipinin ev sahibi aileye bulunduğu uzak mesafe, hayatlı mimaride misafirin ya misafir odasında, ya da mevsim elveriyorsa avluda ağırlanmasıyla hissettirilir.
26.09.2018 Geni
2 1 1

Aptallaşan Dış Güçler

Halkımızın dış güçleri etkisiz hale getirmek için kullandığı yöntem olabilir bu;
Yaptığımız yanlışlarla kendi başımızı derde sokmak, daha sonra anlamsız çıkışlarla onları şaşkına çevirmek, ardından da yaptığımız komik hareketlerle (portakal bıçaklamak, balyozla iphone kırmak gibi) onları gülmekten öldürmek.

Başta anlamsız gelse de, düşününce insan soruyor, neden olmasın?
23.09.2018 geronimo
1
Facebook'ta Ana Sayfa
daha iyi hizmet verebilmek için çerez (cookie) kullanıyoruz. detaylı bilgi için tıklayın