Facebook'ta Ana Sayfa

Aylaklığa Övgü

2015 yılında, Türkiye’de en uzun süredir yayınlanan yarışma programı Kim Milyoner Olmak İster? yarışmasında, “Aylaklığa Övgü” kitabının yazarı soruldu.

Aslında kitabın orijinal adı “In Praise of Idleness and Other Essays” yani “Aylaklığa Övgü ve Diğer Denemeler” idi. Türkçe baskısında nedense “Diğer Denemeler” kısmı kapakta belirtilmemişti. O yüzden bu kitabı ilk okuduğumda diğer denemelerin de “Aylaklığa Övgü” denemesinin devamı zannetmiştim. Orjinalini okuyunca kitapta yer alan diğer denemelerin, benzer konularda olmalarına rağmen, bu yazı kadar önemli olmadığını fark ettim. Aslında oldukça kısa sayılabilecek bir yazıydı ve benim Bertrand Russell ile ilk tanışmam değildi, ancak onun bir filozof olduğunu anlamam bu yazıyla olmuştu.

Kitabın yazarı Bertrand Russell, aristokrat bir aileden gelmesine ve çocukluğunda dindar yetiştirilmesine rağmen, dini inancı olmayan, buna mukabil, matematik ve sosyal konularında eserler vermiş bir matematikçi filozof'tur. Siyasi fikirlerinde ise keskin bir kapitalizm karşıtı olmakla birlikte, faşizm ve komünizmi aynı ölçüde reddeden sosyal demokrasi kavramına yakındır. Matematikçilerse genellikle onu Epimenides Paradoksu ile ilgili çalışmalarından, bu paradoksun çözümü amacıyla yola çıkarak kümeler teorisinde geliştirdiği “sınıf” kavramından tanır.

İşçi sınıfının ezilmesine karşı şiddetin de kullanılması gerektiğini savunan komünist fikirleri reddetmiştir. Ancak sosyal devlet ona göre yumuşak protestolarla barışçı bir dönüşümle ortaya çıkacaktır. Bertrand Russell 1930’larda bunları yazdığında, faşizm ve komünizmin dünyada yeni ortaya çıktığını ve doruk güce erişmediğini düşünürsek, O'nun ne kadar ileri görüşlü olduğunu ve öngörülerindeki isabeti anlayabiliriz.

Kitaba adını veren ve bir anlamda Bertrand Russell dendiğinde ilk akla gelen yazıya dönersek, “Aylaklığa Övgü” denemesinde, kitabın adının düşündürdüğünün aksine, başkalarına faydalı işler yapabilecek insanların aylak aylak oturması savunulmamaktadır. Yazarın derdi, bazılarının fazla mesai yaparak köle gibi çalışmasının, toplumdaki genel ahlak anlayışına göre övülmesinin yanlışlığıdır. Ayrıca büyük para veya toprak sahiplerinin iş yapmadan rant gelirleri ile geçinmeleri, binlerce insanın insani olmayan şartlarda çok düşük bir ücretle uzun saatler çalışması pahasına olduğundan, bu tür aylaklığın da övülebilecek bir tarafı yoktur.

Ayrıca çalışkan insanların yaptıkları işler karşılığında aldıkları parayı dilediği gibi harcaması halinde, onlara karşı da değildir yazar. Yani ihtiyaçtan fazlasını biriktirmezse bir insan,harcamalarıyla başkalarına iş sağlayacak, böylece ekonominin çarkları dönecektir. Bu insanın istediği kadar çalışmasında bir sorun yoktur. Ancak aldıklarını biriktiren insanların, bir de bunu devlete borç olarak vermeleri halinde, savaşı, başkalarının işsizliğini, endüstrinin, insanların eşitliğini yok edecek biçimde gelişmesini tetiklediğini savunur. Bazı insanlar ölümüne çalışıp ya da daha kötüsü zorla çalıştırılıp, diğerlerinin tamamen işsiz kalması nedeniyle ortaya çıkan güvenlik tehlikesi, devletlerin insanlar üzerindeki baskısına gerekçe oluşturacak, üretim fazlası genelde silahlanmaya ve askeri harcamalara gidecektir. Savaşlar bile bu yüzden ortaya çıkmaktadır Russell’a göre. Tabi ki savaşa karşı olduğunu söylemek gereksizdir. 1. Dünya Savaşı sırasında pasifist tutum aldığı için hapse de girmiş olan Russell, 2. Dünya Savaşı sırasında ise iki kötüden daha ehven olduğu için Adolf Hitler’in Nazi Almanyasına karşı savaşı desteklemiştir ancak desteklediği tarafta olmasına karşın, Sovyetler Birliği'nde komünist Stalin’in uygulamalarını da eleştirdiğini bilmekte yarar vardır.

Özetle Russell’a göre, küçük yaşlardan itibaren bize öğretilen “işleyen demir ışıldar” ya da “çalışan kazanır,elması kızarır” gibi ifadeler, gücü elinde tutanların kandırmacasıdır. İşleyen demir ışıldar belki ama, günde kaç saat işlemelidir? Günde dört saat çalışmanın insanca yaşamak için nasıl yeterli olacağını, bu sürenin nasıl hesaplandığını öğrenmek isteyenlere kitabı okumaları önerilir. Yobazlığa ve hoşgörüsüzlüğe karşı diğer yazıları da okunursa, Nobel Edebiyat Ödülü 1950'de neden Bertrand Russell'a gitmiş, anlaşılabilir.
13.09.2018 geronimo
1
Facebook'ta Ana Sayfa
daha iyi hizmet verebilmek için çerez (cookie) kullanıyoruz. detaylı bilgi için tıklayın